Sümeyye Altıntaş

Eski insanlarda bu görsellik hiç olmadığı için oradaki muarefe, insanın insanla ilişkisiydi ve o çok kutsal bir ilişkiydi. O ilişkinin başlangıcı "şeref-i sohbet"e kadar gider. Her kelam bize öğretildi, siz kelamı kendim kullanıyorum sanırsınız ama her kelam, ezelde sizin üzerinize yazılmış bir emanettir. o hakkı söylemek mecburiyetindesiniz.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şikayet kültüründe insanı pasifize eden bir şey var. Sadece şikayet ederek yaşayan insan serin bir gölgelikte kalıyor. Şikayet nefsin bir tuzağı;kendinizi şikayet ettiğiniz şeyden ayırıyorsunuz. Halbuki belki benim de kusurum var; bu mahallede, bu memlekette, bu toplumda eleştirdiğim şeyin bir parçası da benim. Şikayet ederek kendimi temize çıkartıyorum ve problemleri başka insanların üzerine yıkıyorum. Durumu düzeltmek için hiçbir eylemde bulunmuyorum, bu çok konforlu bir alan. Ali Şeriati, "Konfor ruhun bataklığıdır," diyor. Aslında zihinsel konfor da öyle. Çilesizlik, ıstırap çekmeme, herhangi bir cehd içinde olmamak... Bütün bunlar günümüz dünyasında zihinlerimize musallat olan hastalıklar gibi geliyor bana.
İngilizcede, "You are what you reject" diye bir söz var, yani "Sen reddettiğin şeysin." Kelime-i tevhid reddetmekle, yani "la" diye başlıyor. Dünyevi iktidarları itiyoruz; Allah'tan başka ilah yoktur, başka bir şeyi ilah etmiyoruz. Reddedebildiğimiz, istiğnada bulunabildiğimiz kadarız. Soljenitsin'in de söylediği bir cümle var: "Ele geçirerek değil, ele geçirmeyi reddederek insan oluruz." "Sabret, şükret, seyret"
Eşrefoğlu Rumi diyor ya, "Döküp varlığı gitmektir aşk." Biz döküp varlığı gitmedikten sonra aşka nasıl talip olacağız?
İhtiyaç ruhi bir hadise; çok uğraşıyoruz çünkü bizim iç dünyamızın çok fazla ihtiyacı var. o da olsun, bu da olsun diyoruz. Emin olun, birçoğunu ciddi manada kullanmadan ölüyoruz. Hevesimiz geçiyor, zevkimiz geçiyor, ömür de geçiyor. Burada Müslümanca bir söylemden bahsediyorum, gökyüzüne bakacak vaktimiz kalmıyor. Oysa Cenab-ı Allah bizi Kitab-ı Kerim'de semaya bakmakla vazifelendiriyor, insan aşkın kaynakla, sonsuzla mülakat üzere olabiliyor. Bu da sonsuza bakmakla başlıyor. Ufka bakacaksınız, içinizde o duygu katmerlenecek.