Kierkegaard anksiyeteyi, "özgürlüğün baş dönmesi" olarak tanımlamıştır.
Bu katlanılması güç duygudan kurtulmak içindir ki insan çoğu zaman özgürlüğünden kaçınmayı yeğler. Çünkü, yeni bir varoluş potansiyelini de içeren her özürlük, beraberinde
yok olma tehdidini de getirir.
(…)içinde yaşadığımız
kültür, bir olguyu ancak parçalara bölünüp sayılabildiği zaman gerçeklik olarak kabul etme eğiliminde. Oysa bir insan hakkında bilgi sahibi olmak, onu tanımak anlamına gelmez.
Bu nedenle, varoluşçu psikoterapist, tedaviye gelen kişi hakkında
öğrenmiş olduklarından farklı bir düzeyde, onunla birlikte
o anda yaşananlara odaklaşır.