İnsan yalnızca beynini geliştirip bedenini, duygularını ve insanlığını ihmal ederse, ilerlemiş olmaz; aksine eksik ve yozlaşmış bir varlığa dönüşür.
“Geçmişin ve Geleceğin Taşıtları adını verdim buna,” dedi.
Resmi Burlap’a uzattı. Çin mürekkebiyle çizildikten sonra, sulu boyayla işlenmiş, çok pırıl pırıl ve canlı bir resimdi bu. Acayip ve gülünç bir sürü canavar, görülmedik kıvraklıkta geniş bir S harfi biçiminde, kağıdın bir köşesinden, çaprazlama aşağı doğru yürüyorlardı. Sürünün en sonunda, tarihöncesi hayvanlar, dinozorlar, pterodaktiller, titanoteriumlar, diplodokuslar, iktiosoruslar, yüzüyor, yürüyor, ya da uçuyorlardı. Önde, insan biçiminde canavarlar vardı; kolu bacağı eksik, çeneleri ve boyunları birbirine girmiş çamurlu ve vıcık vıcık sümüklüböcekler gibi sürünen, bedensiz, koskocaman kafalı yaratıklar. Bu canavar yüzlerinin çoğu, ünlü çağdaşların yüzleriydi. Burlap, kalabalığın içinde bazılarını tanıdı: J. J. Thomson, Lord Edward Tantamount…
Kertenkele soyu, bedenleri fazla büyük, kafaları da fazla küçük olduğu için tükendi… Peki ama, bir de kafaları fazla büyük olanlar var; onlar ne olacak? Kafaları ve beyinleri fazla ağır geldiği için, herhangi bir diplodokus kadar hantal ve biçimsiz olduklarını unutuyorlar şu aptallar. Beyinleri yaşasın diye, bedenin ve duyguların yaşantısına kıyıyorlar.