Burası dünya. Hem tatlı hem ekşi, kekre bir rüya. Burada herkes kaşif sayar kendini,birbirinin bahçesine girer, iz bırakayım derken talan eder. Onları sev ama tutunmaya çalışma. Yalnız kalmaktan korkup kendi bahçende kaybolma. Söz veriyorum ben hep yanında olacağım. Sen bana kök vereceksin ben sana dal saracağı. Başına gelenlere rağmen ve hatta onlarla, hemde doya doya yaşamayı öğreteceğim sana. Seni bir daha hiç bırakmayacağım.
Hani Çehov; "bizi çalışmak kurtarır" diyor ya, bana da öyle geliyor ki çağdaş insanı bu tükenişten, ancak okumak ve sanat kurtaracaktır. "Okumak -diyor O. Paz- bizi bilinmedik ülkelere daldıran bir zihinsel ve anlıksal yoğunlaşma istemidir; bu ülkeler bize yavaş yavaş daha eski ve daha gerçek bir yurt gibi görünürler. Biz oradan geliriz. Okumak, kendimize giden, aklımızın ucundan geçmemiş yollar bulmaktır. Bu bir keşiftir. Reklam ve anlık iletişim çağında kaç kişi böyle okuyabilir, çok az; ama uygarlığımızın sürekliliğini sağlayan onlardır."
"Ne kadar uzun süre birlikte olursa olsunlar, hiç kimse bir başkası hakkında her şeyi bilemez ama eğer biliyormuş gibi hissedersen o zaman orada bir terslik var demektir."
Öncelikle ölümün yok olmasının başından beri şeytanın işi sayıyorlar ve şeytanın işlerine karşı tanrıya destek olmanın en iyi yolunun dua olduğunu düşünüyorlardı, sonuçlar alçak gönüllülüğü bir yana bıraktıracak cinstendi, gayretlerini, fedakarlıklarını değerlendiriyor ve ülke çapında başlattıkları dua kampanyasının sonuçlarını doyasıya kutluyorlardı, hatırlayacağımız üzere kilise tanrıya dua ederek insanlığın başına gelen felaketlerden kurtulabilmesi için, ölümün bir an önce geri gönderilmesini temine çalışmıştı, hatırlatma kısmına burada son veriyoruz. Yakarışlar gökyüzüne sekiz ayda ulaşmıştı, gerçi marsa ulaşmak bile altı ay sürüyordu ama tabii ki gökyüzü daha ötede, basit bir hesapla yeryüzünden on üç milyar ışık yılı ötede olmalıydı.