Namık Kemal'in çok doğru bir tespiti var. Diyor ki: "Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısıyla orantılıdır. Yani bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını da o nispette iyi kullanır. Ne kadar az kelime bilirse aklını kullanmakta zorluk çeker. Önüne konulan bir kitabı okusa bile anlayamaz. Kendisine anlatılanları kavrayamaz. Zayıf bir dile sahip olan insanlar, ancak, günlük basit ihtiyaçlarını giderebilirler. Edebî, ilmî, felsefî eserler veremezler." Namık Kemal, Osmanlı devletinin duraklamasını ve gerilemesini Türkçe'nin yeterli miktarda öğretilmemesine, sevdirilmemesine bağlıyor. Diyor ki: "Balkanlar'da öyle medreselerimiz oldu ki, âlimler, dil ilmini Arapça okur, talebelere Rumca anlatırlardı. Velhasıl dildeki gerilik milletimizin geri kalmasına sebep oldu."
131. Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman, "Hâ, bu bizim hakkımız." dediler ve başlarına bir kötülük gelirse, (bunu da) Musâ ile beraberindekilerin uğursuzluğuna yoruyorlardı. "Uğursuzluk kuşları" ise ancak Allah yanındadır ve fakat çoğu bilmezlerdi.
132. Ve "Sen bizi büyülemek için, her ne ayet / her ne mucize getirsen, imkanı yok, sana inanacak değiliz." derlerdi.
133. Biz de kudretimizin ayrı ayrı işaretleri olmak üzere, başlarına sel felâketi gönderdik, çekirge gönderdik, (bit, pire, kene, güve gibi) zararlı böcekler gönderdik, kurbağalar gönderdik, kan gönderdik. Yine inat ettiler ve çok suçlu bir millet oldular.
128. Musâ milletine, "Siz dedi, Allah'ın yardım ve desteğini isteyin ve acıya sabredip dayanın. Kesinlikle yeryüzü Allah'ındır ve ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Mutlu son ise müttakilerindir."
129. "Biz dediler, sen bize gelmezden önce de eziyet gördük, sen bize geldikten sonra da..." (Musâ): "Umulur ki dedi, Rabbiniz, düşmanınızı yok edip de, sizi yeryüzünde halife kılacak/ onların yerine yerleştirecek, sizin de nasıl işler yapacağınıza bakacaktır.
130. Gerçekten Firavun Ailesini tuttuk, yıllarca kıtlık ve ürün eksikliğiyle sıktık; gerekti ki düşünüp ders alsınlar.
121. "İnandık dediler, o Âlemlerin Rabbine:
122. Musâ ve Harun'un Rabbine..."
123. Firavun, "Siz dedi, ona, ben izin vermeden inandınız haa?! Bu kesinlikle bir tuzak, siz bu tuzağı şehirde kurmuşsunuz; yerli halkı o şehirden çıkarmak istiyorsunuz. O halde yakında anlarsınız.
124. Kesinlikle sizin ellerinizi, ayaklarınızı çaprazına keseceğim. Kuşku yok ki sizi, hepinizi birden asacağım!"
125. "Biz dediler, hiç şüphe yok ki Rabbimize döneceğiz.
126. Senin bize kızman da sırf Rabbimizin ayetleri mucizeleri gelince iman etmemizden dolayıdır. Ey bizim Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı iman esenliği ile al."