Namık Kemal'in çok doğru bir tespiti var. Diyor ki: "Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısıyla orantılıdır. Yani bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını da o nispette iyi kullanır. Ne kadar az kelime bilirse aklını kullanmakta zorluk çeker. Önüne konulan bir kitabı okusa bile anlayamaz. Kendisine anlatılanları kavrayamaz. Zayıf bir dile sahip olan insanlar, ancak, günlük basit ihtiyaçlarını giderebilirler. Edebî, ilmî, felsefî eserler veremezler." Namık Kemal, Osmanlı devletinin duraklamasını ve gerilemesini Türkçe'nin yeterli miktarda öğretilmemesine, sevdirilmemesine bağlıyor. Diyor ki: "Balkanlar'da öyle medreselerimiz oldu ki, âlimler, dil ilmini Arapça okur, talebelere Rumca anlatırlardı. Velhasıl dildeki gerilik milletimizin geri kalmasına sebep oldu."
"Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Grange’deki büyük kitaplıktan yararlandığım halde ben bile, çoğu zaman sıkıntıdan patlıyorum. Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”
“‘Pekâlâ, Catherine,’ dedi. ‘Şimdi nasılsın bakalım?’
“Catherine hiç sesini çıkarmadı.
“Adam, ‘Söyle nasılsın Catherine?’ diye yineledi.
“‘O kurtuldu, ben de özgürüm’ dedi. Sonra gizleyemediği bir öfkeyle, ‘İyi olmam gerek,’ diye devam etti, ‘Ama ölüme karşı savaşırken beni öylesine uzun bir süre tek başıma bıraktınız ki, artık yalnız ölümü görüyor, ölümü hissediyorum! Sanki ben de bir ölüyüm!'