e ❃ ⁂ ❀ ︎

e ❃ ⁂ ❀ ︎
@amass
𝓣 ♡
Duygusal benliğin patolojileri arasında temporal lob epilepsisi, Capg­ ras sendromu ve Klüver-Bucy sendromu sayılabilir. Birincisinde Paul Fedio ve D. Bear tarafından "aşın bağlantılılık" -temporal korteksin duyusal alanları ile amigdala arasındaki bağlantıların kuvvetlenmesi- olarak ad­landırılan bir süreçten kısmen kaynaklanabilen benliğin abartılı duyumu olabilir. Bu tür bir aşırı bağlantılılık, bu patikalarda kalıcı artışa (alevlen­me) neden olan tekrarlayan nöbetler sonucu ortaya çıkabilir ve hastanın etrafındaki her şeye (buna kendisi de dahildir) derin anlamlar yüklemesine yol açabilir. Oysa tam aksine, Capgras sendromu olan bireylerde belirli kategorilerdeki nesnelere (yüzler) verilen duygusal tepkide azalma vardır. Klüver-Bucy veya Cotard sendromu olan bireylerdeyse çok daha yaygın duygulanım sorunları mevcuttur (8. Bölüm). Bir Cotard sendromu hastası duygusal olarak dünyadan ve kendinden o kadar uzak düşmüş hisseder ki, aslında ölmüş olduğunu ya da çürüyen etinin kokusunu duyduğu gibi saçma bir şeyi iddiada bile bulunabilir. (sy 289-290) Anterior singulat girusun hasar görmesi, "akinetik mu­tizm" denen tuhaf bir rahatsızlığa neden olur; hasta, çevresinin tamamen farkında görünse bile, herhangi bir şey yapmaya isteksiz veya yapamaya­cağı düşüncesi içinde yatakta öylece yatar. Eğer hür iradenin yokluğu diye bir şey varsa, işte o budur. Bazen ön singulatta kısmi hasar olduğunda, tam tersi görülür: Hastanın eli bilinçli düşünceleri ve niyetlerinden kopmuştur ve hastanın izni dışında nesneleri yakalamaya, hatta nispeten karmaşık eylemler yapmaya çalışır. (sy 291-292) Anımsatıcı benliğin belirgin şekilde bozulması çoklu kişilik bozuklu­ğuna (MPD) yol açabilir. Bu rahatsızlık, 7. Bölüm'deki inkar bahsinde söz ettiğim tutarlılık yaratma ilkesinin işlev bozukluğu
Bilim Teknoloji Mühendistlik
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
•Qualia•
Evrenin esas gizemi, ilgilendiğim kadarıyla, şudur: Niçin evrenin daima iki koşut tanımı vardır - birinci şahıs tanımı ("Ben kırmızıyı görüyorum") ve üçüncü şahıs tanımı ("O, beynindeki belirli patikalar altı yüz nanometre dalgaboyu ile karşılaştığında kırmızıyı gördüğünü söylüyor")? Nasıl olur da bu iki tanım bu kadar farklı, ama birbirlerini bu kadar tamamlayıcı olur? Neden sadece üçüncü şahıs tanımı yok, çünkü fizikçiler ve sinirbilimcilerin nesnel dünya görüşüne göre, gerçekten var olan tek dünya budur? (Bu görüşü savunan bilimcilere davranışçılar deniyor.) Aslında "nesnel bilim" düzenlerinde birinci şahıs tanımına ihtiyaç duyulmaz bile, bu da bilincin var olmadığı anlamına gelir. Fakat bunun doğru olamayacağını gayet iyi biliyoruz. Bir davranışçıyla ilgili eski bir nükte aklıma geldi, tutkulu bir sevişmeden sonra aşığına bakar ve şöyle der: "Doğrusu senin için güzeldi, tatlım, fakat benim için güzel miydi?" Bu, evrenin birinci ve üçüncü şahıs tanımlarını uzlaştırma gereksinimi ("ben" görüşüne karşı "o" görüşü") bilimde çözülmemiş en önemli sorundur. Bu engeli ortadan kaldırmalısın, der Hintli mistikler ve bilgeler, böylece benlik ve benlik-dışı arasındaki ayrımın bir yanılsama olduğunu -aslında evrenle bir olduğunu- göreceksin. Felsefeciler bu muammayı qualia bilmecesi ya da öznel duyum diye adlandırır. (sy 269) Felsefeciler bilinç ve qualia "epifenomendir" derken bu ikilem için baş­ka bir çözüm önermektedirler. Bu görüşe göre, bilinç bir trenin çıkardığı ıslık sesine ya da koşan bir atın gölgesine benzer: Beyin tarafından yapılan gerçek işte hiçbir nedensel rol oynamaz. Sonuçta, bir "zombi"nin her şeyi bilinçli birinin yaptığı şekilde, ama bilinçsizce yaptığını hayal edebilirsiniz. Diz ekleminiz yakınındaki bir tendona keskin bir vuruş, bir dizi sinirsel ve
Bilim Teknoloji Mühendistlik
•Yalancı Gebelik & Sempatik Gebelik- Couvade Sendromu•
Gebe kalmayı çaresizce isteyen bazı kadınlar -ve nadiren gebelikten derin bir şekilde korkanlar- gerçek gebeliğin tüm bulgu ve belirtilerini geliştirebilirlerdi. Karınları çok büyük boyutlara kadar şişebilir, arkaya eğilmiş bir duruş ve bel bölgesinde gizemli bir yağ depolanması görülür. Meme başları tıpkı gebelerdeki gibi renklenir. Adet kanamaları kesilir, memelerinden süt gelebilir, sabahlan mide bulantısı, hatta bebeğin hareketlerini bile hissettiklerini söyleyebilirler. Tek bir şey dışında her şey normal görünür: Ortada bebek yoktur. (sy 251) Yalancı gebelik fosil bir hastalıktır, öyle nadirdir ki artık görmek çok zor. Bu durum ilk defa MÔ 300'de Hipokrates tarafından tanımlandı. İngiltere Kraliçesi Mary Tudor'u etkiledi, iki kez sahte gebelik yaşayan kraliçenin bir gebeliği on üç ay sürdü. Freud'un en tanınmış hastalarından biri, Anna O. da yalancı gebelik yaşayanlardan. Tıp literatürü bunu yaşayan iki transseksüel bile tanımlıyor. (sy 255) Yalancı gebelik vakalarında kültürün etkisi reddedilemez, fakat ger­çek fiziksel değişimlere sebep olan şey nedir? Zihin ve bedenin bu ilginç derdi üzerine yürütülen birkaç çalışmaya göre, karın şişmesi beş etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar: Bağırsak gazlarının birikmesi, diyaf­ram kasının alçalması, omurganın leğen kemiği bölümünün ileri çıkması, omentumun -bağırsakların önünde gevşekçe sarkan önlük- aşın büyü­mesi ve nadiren mesanenin genişlemesi. Endokrin salgılarını düzenleyen beyin parçası olan hipotalamus da zıvanadan çıkıp tüm gebelik belirtileri taklit eden hormonal değişimlere sebep olabilir. Dahası, bu gidiş gelişli bir yoldur. Bedenin zihin üzerindeki etkileri, zihnin beden üzerindeki etkileri kadar büyüktür ve yalancı gebeliği yaratıp sürdürecek karmaşık geribildirim döngülerini ortaya çıkarabilir.
Bilim Teknoloji Mühendistlik
•Gülümseme•
...Aslında "doğal seçilim" başlığı altına girmeyen bu tür (şans meleği veya ihtimaller de dahil) birçok kural var. Yine de ultra-Darvinciler, öğrenilmiş olanlar dışında neredeyse tüm özelliklerin doğal seçilimin ürünü olduğu görüşüne sadakatle yapışmıştır. Onlar için, pre-adaptasyon, olasılık ve benzerleri evrimde sadece ufak bir rol oynar; bunlar "kuralı kanıtlayan istisnalar"dır. Bunun da ötesinde, çevresel ve sosyal kısıtlamalara bakarak insanlarda çeşitli zi­hinsel özellikleri ilkesel olarak tersine çevirebileceğinize inanmaktadırlar. ("Tersine mühendislik" fikri şudur: bir şeylerin nasıl çalıştığını anlamanın en iyi yolu hangi çevresel zorluğu yenmek için evrimleştiğini sormaktır. Sonra, geriye doğru çalışarak, bu sorun için akla yatları çözümler düşü­nürsünüz. Bu fikir, beklendiği gibi, mühendisler ve bilgisayar programcı­ları arasında çok tutulmuştur.) Biyolog olarak, Gould'un yanında yer alma eğilimindeyim; doğal seçilimin, evrimin önemli tek itici gücü olduğuna ke­sinlikle inanıyorum, fakat her olgunun bireysel olarak incelenmesi gerek­tiğine de inanıyorum. Diğer deyişle, bir insan veya hayvanda gözlediğiniz bazı zihinsel veya fiziksel özelliklerin doğal seçilimle seçilip seçilmediğini sormak deneysel bir soru olur. Bunun da ötesinde, çevresel bir sorunu çözmek için düzinelerce yol var ve incelediğiniz hayvanın evrimsel geçmişi, taksonomisi ve paleontolojisini bilmeden, belirli bir özelliğin (tüyler, kahkaha veya işitme) mevcut durumuna evrimleşirken girdiği kesin yönü anlayamazsınız. Buna teknik olarak özelliğin "uygunluk arazisinde" girdiği "yörünge" denir. Benim bu fenomenle ilgili en gözde örneğim orta kulağımızdaki üç küçük kemiktir: çekiç, örs, özengi. Şimdi işitme için kullanılan bu üç ke­mikten ikisi (çekiç ve örs) aslında bizim sürüngen atalarımızın
Bilim Teknoloji Mühendistlik
•Gülmek•
İnsanların kıkır kıkır gülmesine yol açan anormal etkinlik ya da hasar, hemen her zaman hipotalamus, mamiller cisimcikler ve singulat girus gibi duygularla ilgili limbik sistem bölümleri içinde konumlanmıştır. (sy 235) Annesinin cenazesinde kıkırdayan Willy ve kelime­nin tam anlamıyla gülmekten ölen Ruth'a ne demeli? Bu tuhaf davranış­lar, esas olarak limbik sistemin içinde bulunan ve hedef dokuları frontal loblarda yerleşmiş bir kahkaha devresinin varlığını gösterir...Öte yandan, ağrı asembolisi denen ilginç bir nörolojik bozukluk vardır ve kahkahayla ilgili sinir sistemi yapılan hakkında ek ipuçları verir...Bu sendrom sıklıkla parietal ve temporal loblar arasındaki kıvrımda gömülü olan insu­lar korteks adlı yapının zedelenmesi sonucu görülür. Bu yapı -deri ve iç organlardan gelen ağrı duyusu da dahil olmak üzere- duyusal girdileri alır ve çıktılarını limbik sistemin (singulat girus gibi) bölümlerine gönderir. Böylece kişi ağrının güçlü ve nahoş hissini -agoni- yaşamaya başlar. Hasarın insular korteks ile singulat girus arasındaki bağlantılarda olduğunu düşünürsek, ne olur? Beynin bir bölümü (insular korteks), "Burada ağrı­yan bir şeyler var, potansiyel tehlike olabilir" derken, diğer bölümü (limbik sistemin singulat girusu) saniye geçmeden "Yok canım, merak etme, endi­ şelenecek bir şey yok, tehdit değil," diyecektir. Dolayısıyla iki kilit madde -tehdit ve ardından sönme- var ve hasta için bu paradoksu çözmenin tek yolu kahkahayı basmaktır, tıpkı kuramımda ileri sürdüğüm gibi. Aynı düşünce dizisi, insanların niçin gıdıklandıklarında güldüklerini de açıklayabilir. Çocuğa elleriniz gergin ve tehditkar bir şekilde yaklaşırsınız. Çocuk merak eder: "Canımı mı yakacak, beni sarsacak mı, yoksa yumruk mu atacak?" Fakat hayır, parmaklarınız göbeğine doğru hafif, aralıklı
Bilim Teknoloji Mühendistlik