e ❃ ⁂ ❀ ︎

e ❃ ⁂ ❀ ︎
@amass
𝓣 ♡
Kant ve ahlaki sevgi¿
Immanuel Kant'a göre, ahlaki bir davranış görev bilinciyle, getireceği acı ya da haz göz önünde bulundumlmaksızın yapılmış olmasıyla ahlaksız bir davranıştan ayrılır. Sonunda bana ne getireceğini düşünmeden, yalnızca görev bilinciyle hareket ediyorsam, ahlaklı davranıyorum demektir: "Herhangi bir davranışın ahlakça iyi sayılması için ahlak yasalarına boyun eğmiş olması yeterli değildir - ayrıca bizzat ahlaki yasalar uğruna da yapılmış olması gerekir." İnsanın doğasından kaynaklanan davranışlar ahlaki sayılamaz, insanın eğilimleri üzerine temellenen ahlak anlayışını savunan faydacı görüşün doğrudan reddidir bu. Kant'ın kuramının özünde, ahlakın yalnızca bir davranışa neden olan güdülerde bulunduğu düşüncesi yatar. Bir insanı sevmek, o sevgiyi karşılıksız, salt sevmek uğruna verdiğimizde ahlakidir yalnızca.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Büyük bir bölümünü Hyde Park' ta, güneşlenerek ve kitap okuyarak geçirdiğimiz güzel bir günün akşamıydı. Oysa saat beş sularından bu yana içim kararmaya başlamıştı. Eve gidip battaniyenin altına girmek dürtümü, neden saklanmak istediğimi bilmediğim için bastırıyordum. Pazar geceleri beni hep hüzünlendirirdi, ölümü, tamamlanmamış işleri anımsatır, bir suçluluk ve yitiklik duygusu hissettirirdi. Sessizlik içinde oturuyorduk, Chloe gazeteleri okuyordu, ben de dışardaki trafiği ve insanları seyrediyordum. Chloe birden uzanıp beni öptü ve fısıldayarak, "Yine o kayıp, kimsesiz çocuk ifadeni takındın" dedi. Daha önce kimse bana böyle bir yüz ifadesi taşıdığıını söylememişti, ama Chloe söyleyince, o an duyduğum karmaşık hüzün bir anda hafifledi. Yoğun (ve belki de biraz aşırı) bir aşk hissettim ona bu sözleri sarf etmiş olduğu için, benim hissettiğim ama bir türlü adını koyamadığım duygunun farkında oluşundan, iç dünyamı nesnelleştirmesinden - kimsesiz çocuğa kimsesiz olduğunu anımsatıp sonra evine teslim ettiği için şükran duymuştum ona.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Edebiyat
Hermafrodit mitiyle bağlantılı,
Aşık olunan kişiyle henüz bir samimiyet kurmadan önce bile onu zaten tanıyormuşuz gibi tuhaf bir duyguya kapılabiliriz. Onunla daha önce bir yerde, bir önceki yaşamımızda ya da belki rüyalarımızda tanışmışızdır sanki. Platon'un Şölen'inde Aristofanes, bu aşinalık duygusuna ilişkin aşık olduğumuz kişinin bir zamanlar yapışık olup da sonra yitirdiğimiz "öteki yarımız" olduğu iddiasını ortaya atar. Başlangıçta, bütün insanlar çift sırtlı, çift böğürlü, dört elli, dört bacaklı ve aynı başta zıt taraflara bakan iki suratlı, çift cinsiyetli canlılarmış. Bu çift cinsiyetliler öyle güçlü, öyle gururluymuşlar ki Zeus onları ikiye ayırmak zorunda kalmış, -erkek ve dişi olmak üzere- işte o gün bugündür, her erkek ve kadın, öteki yarısıyla yeniden birIeşebilmek için çabalayıp duruyor demek ki. ... İlk haftalar, bir zamanlar çift cinsiyetli olan gövdemizin öteki yarısını yeniden keşfetmek gibiydi. O kadar farklı konularda anlaşabiliyorduk ki, belli ayırıcı noktalara karşın bir zamanlar aynı gövdenin iki parçası olduğumuz sonucuna varıyorduk ister istemez.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Edebiyat
Karşılıksız aşk ızdıraplıdır ama en azından emin bir şeydir, çünkü insan kendisinden başka birini incitme tehlikesine düşmez, tek taraflı ızdırabın acı-tatlı bir tarafı da vardır aslında. Ama aşk karşılığını bulduğunda, insan tek başına acı çekmenin edilgenliğini terk ederek bir başkasının da üzebilmenin sorumluluğunu üstüne almak zorunda kalır.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Edebiyat
Akıl gövdeyi asla terk edemez ve belli durumlarda terk etmesi gerektiği düşüncesi de oldukça safça geliyor bana. Çünkü düşünmek her zaman yargılamak (ya da hissetmemek) anlamına gelmez, insanın kendi dünyasından çıkması, başkasını düşünmesi, başkasının halinden anlaması, bir başkasının gövdesiyle bütünleşmesi, onun hissettiği zevki hissederek davranması, onunla ve onun için doruğa ulaşmak anlamına da gelir. Akıl olmasa, gövde yalnızca kendi zevklerini düşünür olurdu, eşzamanlılık olamayacağı gibi, ötekini uyaran yollara düşmek gibi bir kaygı da hissedilmezdi. İnsan bir şey hissetmiyorsa, o zaman düşünmeli. Ahengi kuran, nabza göre şerbet veren akıldır. Gövde kendi haline bırakılmış olsa, o zaman bir tarafta bir deli, öteki tarafta ise korkmuş, dindar bir bakire olurdu.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam