Ölüm İçgüdüsü. Bu, ilkel benliğin başkalarına ve kişinin kendisine saldırma hazzını –haz ilkesi– arzulamasının ötesinde bir dürtüydü. Birinci Dünya Savaşı ile yaşanan kıyım Freud’un dikkatini giderek medeniyetin daha büyük sorunlarına yöneltmişti: Birey olarak arzu ettiklerimizle, düzen ve sınırlama için duyulan ihtiyaç arasındaki ümitsiz çatışma… Tanrı, hayali bir baba figürüydü; din ise yıkıcı cinsel ve agresif dürtülerimizi frenlenmek zorunda kalmanın sahte tesellisi… Freud, faşizm ile bolşevizmin ortasında kalmış biri olarak hiç de şaşırtıcı olmayacağı üzere, çoğu insanının sevilebilir olmadığını düşünüyordu, ama kendisi her zaman kibar ve canayakın bir insan olarak hayatını sürdürdü.
+ Ölüm isteği teorimden uzun süre emin olamadım ve çoğu psikanalist de bu teoriyi reddetti. Teoriye agresif bir isteği eklememi kabul ediyorlardı, çünkü zaten elimizde bunun varlığına dair epeyce kanıt vardı. Ama ölüm isteğini kaldırabilmekte güçlük çekiyorlardı.
Bu teoriyi ben de tam anlamıyorum. Yardımcı olabilir misiniz?
Yaşayan organizma haz arar ya da haz vermeyen durumdan kurtulmak ister. Ancak hastalarımda ve savaş nevrozları kurbanlarında, çok acı veren durumları anımsama ve yeniden yaşama isteği de gördüm. Zihnim, canlı olmayan maddenin canlı maddeye dönüştüğü, o hayali mümkün olmayan ana gitti. Bu durum öyle bir gerilim yaratacaktı ki değişen varlık, inorganik olduğu duruma geri dönüp, değişimi ortadan kaldırmaya çalışacaktı. Belki de aynı şey, zihin ilk geliştiğinde de yaşanıyordu. Dolayısıyla, haz ilkesinin ötesinde, bir istek daha olabilirdi; daha erken dönemlerde yaşanan bir hale dönme isteği –ki nihai noktası “var olunmayan, cansız” haldir. Hamlet’in de ifade ettiği gibi, “Yürekten arzu edilen tamamına erdirme isteği: Ölmek…” Bu takıntıya Tanatos adını verdim, ölme