Leonardo, defterine çocukken yaşadığı bir olayı yazmış, daha doğrusu bir fanteziyi: “Bana öyle geldi ki…” diye başlıyor yazmaya, bu da bahsettiği şeyin bir fantezi olabileceğini getiriyor akla. Beşiğinin üzerine bir akbaba konmuş, kuyruğuyla Leonardo’nun ağzını açmış ve dudaklarına birkaç kez vurmuş. Akbabanın, eski Mısır hiyeroglifinde akbaba başlı tanrıça Mut’un karşılığı olduğunu hatırladım o zaman, bir de “anne”nin karşılığı. Ağzına giren kuyruk, elbette annesinin göğsünü temsil ediyordu ve aynı zamanda penisi, ne de olsa o zamanlar Leonardo annesinin de kendisi gibi bir penisi olduğunu sanıyordu. Evet, şimdi de büyük sanatçının annesine bakalım… İşin aslı iki annesi vardı.
Bir açıdan tıpkı sizin gibi. “İnsanın çok fazla annesi olamaz,” demiştiniz. Bunun nedeni iyiyi kötüden ayırabiliyor olmanız mı?
O bir şakaydı. Leonardo gayrimeşru bir çocuktu ve bir süre bir köylü kızı olan gerçek annesinin yanında kalmış olması mümkün. Kızcağız yalnızdı ve tüm sevgisini ona veriyor, erotik olarak onu heyecanlandırıyor ve onu eşcinselliğe yöneltiyordu.
Sözünüzü kesiyorum, ama size göre her eşcinsel erkeğin arkasında fazlasıyla şefkatli bir anne mevcut. Bu erkek, ilerleyen yıllarda kendini annesinin yerine koyarak, annesinin onu sevdiği gibi sevebilecek bir erkek aramaya başlıyor, değil mi?
Bu şekilde olabilir, ama elbette yapısal özelliklerle ilgili de olabilir. Her neyse, Leonardo’nun babası üst sınıftan bir kadınla evlenmiş ve onu da yanlarına almışlar. İşte sizce de Louvre’daki, Virgin and Child with Saint Anne tablosunda Mary ve onun annesi bu yüzden aynı yaşta görünmüyor mu? Ve aynı esrarengiz gülümsemeye sahipler, ne de olsa Leonardo o dönemde gizemli Mona Lisa ile tanışmıştı, onun köylü annesi ile ilgili bilinçaltındaki hatıralarını su yüzüne çıkaran Mona