e ❃ ⁂ ❀ ︎

e ❃ ⁂ ❀ ︎
@amass
𝓣 ♡
•Freud & Leonarda da Vinci•
Freud bu büyük dahinin (Leonardo da Vinci) biyografisinin analititik irdelenmesinden hareketle, din ve otorite gibi konular üzerine düşündüklerinin hemen hemen tümünü söyleme olanağı bulmuştur: Leonardo'daki bağımsız ve özgür düşünme yeteneğinde, annesinin kendisine karşı çok sevecen davranmasının yanında, erken yaşta babasından, "baba otoritesinden" ayrı yaşamasının da önemli katkısı olabileceğinin altını çizer. Onda, baba otoritesinin etkisi pek görülmez. Dinden ve benzeri batıl inançlardan da uzak kalabilmesi hep, baba otoritesinden uzak yaşamış olmasıyla açıklanabilir. Çünkü psikanaliz, baba ilişkisiyle, Tanrı inancı arasındaki, içten bağı tanımamızı sağlamış, Tanrı'ya psikolojik açıdan bir baba gibi bakılabileceğini ortaya koymuştur. Dinsellik, küçük insan yavrusunun biyolojik bakımdan uzun süre kendine yetmezliği ve yardım gereksiniminden kaynaklanır: Çocuk yaşamın büyük güçleri karşısında, gerçek yalnızlığını ve güçsüzlüğünü anlar anlamaz, içinde bulunduğu durumu, tıpkı çocukluğundaki duruma benzetir ve yeni durumun iç karartıcılığını, çocuklukta kendini kollayıp gözetmiş güçleri geriye dönüş (regresyon) yoluyla dirilterek yok saymaya çalışır. Dinlerin nevrozlara karşı, insanlara bağışladığı koruyucu güç de, gerek tek kişide, gerekse tüm insanlardaki suçluluk bilincini, anne ve baba kompleksinin yükünü onların omuzlarından alması, bu kompleksleri onlar hesabına çözüme kavuşturmasıdır.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Reklam
•Michelangelo'nun "Zinciri Kıran Köle" Heykeli•
Michelangelo'nun bugün Louvre Müzesi'nde bulunan "Ölmekte Olan" ya da "Başkaldıran Köle" olarak adlandırılan heykeli, Freud'un bilimsel düşüncelerini, kültür eleştirilerini belirleyen başlıca sanat yapıtlarından biridir. Bu heykelde görülen insan, "köle" metaforunun ne zincirleri vardır, ne de "ölmekte", tersine haz içinde yüzmektedir... Michelangelo, yapıtında kullandığı (ya da ona yakıştırıldığı) "zincirleri kıran" ya da "başkaldıran" metaforu, insanın içgüdülerini bastırma baskısından kurtulup -"zincirlerini kırıp"- kendi kendisiyle sevişen, narsisist bir durumu sergilemektedir. "Köle" metaforu duygularını içgüdüsel içlemlerini doyuramayan, özcesi özgür olmayan insanın durumuna gönderme yapar. Özgürleşme içgüdülerini boşaltan, hayvansal arzularını gerçekleştiren "zincirlerini kıran", "başkaldıran" insanın ulaşabileceği bir aşamadır. Freud'a göre kültür tarihinde iki önemli eğilim -sürekli olarak- birbiriyle çatışmaktadır. Bunlar doğa güçlerine egemen olma eğilimi-isteği ile kendi içgüdülerini dizginlemek, bastırmak eğilimleri hatta zorunluluklarıdır...
Sayfa 160·Kitabı okudu
Psikoloji
•Nevroz•
…Fakat, nevrozların, telkinle yapay olarak ortaya çıkarılabilen ve tedavi edilen bir hastalık olarak tanımlanmasını kabul etmemiş, buna karşın, psikanalizi insanı çocukluk sorunlarından kurtarıp erginleştirecek bir eğitim olarak düşünmüştür. Freud, bu arada insanların çoğunun, özellikle de nevrotiklerin cinsel yaşamlarının olağanüstü bozuk olduğunu, bir anlamda “kendi evlerinin- ruhsal dünyalarının efendileri“ olmadıklarını görmüş, insanın özgürlüğe kavuşabilmesi için en azından kendi evinin içini iyi tanıması gerektiğini, “nevrotik” ile “normal” psişenin düzenlerinin ve düzensizliklerinin kimi küçük nicelik farklarına karşın temelde benzer nitelikte olduğunu öngörmüştür… Nevrotiklerde bilinçdışına yansıtılan eski yaşantılar ve anılar çok örseleyici nitelikte olduğu için, bu insanların neredeyse tüm anımsama güçlerini yitirdiklerini, geçmişi unutmuş çalışmalarına karşın, bunu başaramadıklarını, bu nedenlerden dolayı da sürekli geçmişi düşünme zorlaması içinde yaşadıklarını, ileriye bakamaz konuma geldiklerini vurgulamıştır. Nevrotiklerin sembolik bir dil kullandıklarını, bu karmaşık sembolik dilin (arkaik-çocuksu ifade sisteminin) psişik yapıya egemen olduğunu öngörmüş. Hastanın kullandığı eski ruhsal anı parçacıklarını içeren bu sembolik dili anlamak gerektiğini, bu bağlamda tedavinin bu sembolik sözcüklerin, karmaşık arkaik çocuksu ifade sisteminin içeriklerini anlamlandırmak, bir anlamda bilinçdışını tercüme etmek, mitlerden arındırmakta düğümlendiğini, varlığın evi olarak sözcüklerin gizini, mitlerle düşünme sisteminin özünü çözümlemenin ise tam bir kahin işi olduğunu düşünmüş, psikanaliz aracılığıyla bu karmaşık biyografiyi ve anıları düzen içinde yerli yerine oturtmayı amaçlamıştır.
Sayfa 143-144·Kitabı okudu
Psikoloji
•Baştan Çıkarma Kuramı•
Freud’un kanısına göre, baştan çıkarma kuramında özellikle babanın belirli etkileyici, sapkın tavrı söz konusudur. Ancak tüm nevrozlularda babanın tacizi saptanmaz. Burada anne, amca, dadı, öğretmen, gibi çocuğa yakın diğer kişiler de benzer etkilerde bulunabilirler. Çocuklar, erken yıllarında büyükleri tarafından pasif cinsel yaşantıya sürüklenmiş olabilirler. Çocuk, ilk cinsel sahneyi (ya da, ilk cinsel travmayı) açıklama gücünü kendisinde bulamadığı için -bu yaşantıyı- bastırmak zorunda kalır. Ancak, bu ilk cinsel travma yaşantısının gerçekten yaşanmış olup olmadığı da her zaman kesinlikle bilinemez. Çok kez gerçekleşmesi istenen sanal bir yaşantı olarak da ortaya çıkabilir ve çocuk sonradan bunun gerçekten olmuş, yaşanmış gibi -de- düşünebilir. Sonuçta, çocukluk yaşlarındaki cinsel taciz ve bastırılan anılar uzantısında ortaya çıkan suçluluk duygusu ve cinsel korku, yetişkinlik döneminin nevrotik belirlilerine dönüşebilir. Babanın geçmişinin de sapkınlıklarda önemli rol oynadığı, tacizin çocuğu çılgınlığın içine sürüklediğini savunmuştur. Nevrasteni ve melankoliyi erken cinsel örselenme ile açıklamaya çalışmıştır… 6 Aralık 1896 tarihli mektubunda, baştan çıkarma (taciz) olaylarının ilk kuşakta sapkın kişiliklerin, sonraki kuşaklarda ise histerinin ortaya çıkmasını koşulladığını, histerinin birkaç kuşaklık birikim sokucu ortaya çıktığını söyler. Nevrozların da sonraki kuşaklarda psikoza dönüşebileceğini düşündüğünü yazar. 6 Aralık 1896 tarihli mektubunda, biraz da Yeni Lamarkçı bir yaklaşımla, baştan çıkarının sapkınlığı üzerine kuşaklar boyu süren birikimlerden söz etmiştir. Aslında hep Darvinist bir mantıkta olmasına karşın, buradaki Lamarkçı tutumu ayrıca tartışılmış ve eleştirilmiş; sonraki yıllarda Anna Freud da babasının buradaki çelişkisine gösterilen
Sayfa 126-127-128·Kitabı okudu
Psikoloji
•Anna O•
Bertha Pappenheim, sürekli olarak "beni kimse unutmasın, unutulmak istemiyorum" diye yazmış, çocukluğundan, yaşamının son dakikasına kadar hep sevilmeyi beklemiştir. Ancak en çok sevilmek istediği kişiler olan annesi, babası, erkek kardeşi ve Breuer tarafından bir türlü onun istediği düzeyde sevilmediği kanısını sürdürmüştür. Dr. Breuer'e sıklıkla "Benim içimde iki ben var. Biri iyi öteki kötü" demiş: kötü olan benin cinsel açlık duyguları, -olasılıkla- giderek fahişe olarak çalışmak/ yaşamak istemine dönüşmüştür. Bu düşüncesi de ileride onun "orospuları kurtarma" etkinliğine dönüşmüş, fahişe fantezileri içinde aseksüel bir yaşam sürmüştür. Bertha Pappenheim'ın kişiliği, histerik Anna O ile kadın hakları savunucusu Bertha Pappenheim ya da çocuk yuvası bakıcısı azize ile genelevlerde çalışmak isteyen fahişe fantezileri ("özel tiyatroları") arasında salınmış, aynı madalyonun farklı yüzlerini oluşturmuştur. Arkadaşı Dora Edinger'e göre, Bertha istenmeyen bir kız çocuğu olarak dünyaya gelmiş, annesiyle anlaşamamış, doymak bilmeyen aç-öfkeli bir bebeklik dönemi geçirmiştir. Cinsel bölgesini keşfettikten sonra, bu kez cinsel organlarını her şeyi yutmak isteyen aç bir ağız gibi duyumsamış, yemek, gebe kalmak ve doğurmak istemleri içinde kıvranmış, ana memesinden alamadığı tadı, vajinası aracılığıyla almak istemiştir. Isırmak onun yaşamında önemli bir yer tutmuştur. Konuşmaları her zaman uzlaşmaya karşı acılı, öfkeli ısırmalar biçiminde sürmüştür... Yakından tanıyanlar, onun ısırgan vulva gibi yaşadığının altını çizmişlerdir. Freud'a göre, -burada- cinsellik ve saldırganlık duyguları birlikte gelişmiş, sevgi tatmin olmayınca, saldırmaya başlanmıştır.
sy 108-109-110·Kitabı okudu
Psikoloji
Reklam