"İnsanın ulaşabileceği en yüksek mertebe hayranlıktır." der Goethe; "ve eğer temel olaylar onda hayranlık uyandırıyorsa bırakın bununla yetinsin, çünkü bundan fazlasını alamayacaktır"...
Sokrates haklıydı: bilgisizliği kabullenmek bilgeliğin ilk adımıdır ve insanoğlu ancak alçakgönüllü ve dürüst bir şekilde bu kısıtlamalarını itiraf ettiği müddetçe güçlerini yaratıcı bir şekilde kullanıp sınırlarını aşabilir.
Dolayısıyla özgürlük yalnızca belirli bir karara "evet" ya da "hayır" demek değildir: kendimizi şekillendirip yaratma gücüdür. Nietzsche'nin deyişiyle özgürlük, "asıl olduğumuz şeye dönüşme" kapasitesidir.
Kişinin benlik bilinci arttıkça seçim yaptığı küme genişler ve özgürlüğü de aynı oranda artar. Özgürlük birikerek çoğalır; özgürce verilmiş bir karar bir sonraki kararda kişiyi daha da özgür kılacaktır. Her özgürlük girişimi kişinin benlik yarıçapını genişletir.
Özsaygının yerini kendi kendini suçlamanın alması bireye kendi yalnızlık, değersizlik sorunlarıyla açık, dürüst bir şekilde yüzleşmekten kaçınmak için bir yöntem sunar ve içinde bulunduğu durumla gerçekçi bir şekilde yüzleşip elinden geleni yaparak yapıcı bir uğraş vermek isteyen kişinin dürüst tevazuu yerine yalancı bir mütevazılık hali yaratır.