"İstemli bellek, yani zekamıza ve gözlerimize ilişkin bellek, bize geçmişin kötü kopyalarından başka bir şey vermez; tıpkı kötü ressamlar tarafından yapılmış kötü ilkbahar tablolarına benzer bunlar...Yaşamın güzel olduğuna inanmayız çünkü yaşadıklarımızı hatırlamayız, ama uzun zamandır unuttuğumuz bir kokuyu şöyle bir içimize çektik mi sarhoş oluveririz. Benzer biçimde , ölenleri artık sevmediğimizi sanırız ama kazara eski bir eldiven gözümüze çarpınca gözyaşlarına boğuluruz."
"Yaşam bazı anlarda bize çok güzel görünür ama buna karşın çoğu kez onu anlamsız buluruz; bunun nedeni, yaşam hakkındaki yargılarımızı, sıradan bir anlayışla, yaşamın kendisinin sunduğu kanıtlarla değil de yaşamla hiç ilgisi olmayan birçok farklı imgeye dayandırmamız- ve bundan dolayı yaşamla ilgili olumsuz düşüncelere kapılırız."
"Kıskançlığın bir gücü de, olayların ve duyguların dış görünüşü altında yatan gerçekliğin bizi sonsuz varsayımlara götürecek denli bilinmez olduğunu göstermesidir bize. Neyin ne olduğunu, insanların ne düşündüklerini bildiğimizi sanırız çünkü onları umursamayız. Ama kıskanç bir adamda olduğu gibi bizim içimizde de öğrenme arzusu belirlemeye başladığında bu arzu, içine baktığımızda hiçbir şeyi birbirinden ayıramadığımız bir kaleidoskopa dönüşür."
Bilgili olmanın ön koşullarından biri, kişinin kendi cehaletinin sınırlarını görmesi ve bunu kabullenmesidir. Böyle bir kabullenme için cehaletin kalıcı olmayabileceğini ya da bu cehaletin insanın doğuştan getirdiği yetileri tam olarak yansıtan kişisel bir özellik olarak alınmaması gerektiğini bilmeliyiz.