• Cornelius’un, DE WİTTE tarafından kendisine verilen, tohumları içerisine sakladığı kağıdın üzerindeki yazıyı görememesi ve yazının, romanın sonlarında ortaya çıkıp Cornelius’un masumiyetini kanıtlaması, Alexandre Dumas gibi tecrübeli bir yazarın kaleminde epey amatörce durmuş. Bunun dışında; kurgu, işleyiş ve akıcılığın kusursuz kelimesine yakın olduğunu söylemek hiç abartı olmayacaktır. Tamam
  • Bazı insanlar hayatı hep amatörce yaşar
  • Oldukça samimi duygularla, akıcı bir dille yazılan bu kitap insanı kuşatıyor.
    Etrafıma birde baktım ki sadece işletmeler değil ilişkiler de çok amatörce yönetiliyor. Sonra boşanma oranları, küslükler, tartışmalar, çözümsüzlükler yani mutsuzluk için gereken her şeyin arttığını farkettim.
    Sadece bir işletme değil, eşin, ailen veya sevgilinle aranda olan tüm ilişkilerde yönetilmek zorundadır.Bundan da öte insan kendini daha da önemlisi duygularını yönetebilmelidir.
    Bu kitap aracılığıyla hayatın bir çok alanını daha iyi yönetmen için yanında olacağım. Aslında her şeyden önemlisi, bir şeyleri yönetmenin sorumluluğu altında yalnız kaldıysan sana arkadaş olacağım.
  • Kitabı sadece ilk 57 sayfasına göre değerlendireceğim. Yarım bıraktım diye inceleme yazmama yoluna gitmek istemedim. İlerleyen sayfalarda daha iyi bir hal almış olabilir kurgu, önyargıyla yaklaşmış da olabilirim ama olmadı yani. Benim için bu kitaba devam etmek, zaman kaybından öte bir anlam ifade etmeyecekti. Sevmedim ya bir kere...
    Öncelikle yazarı tanımam etmem, kitabı da hangi komplo teorisyeni ruh halimle edindim hatırlamıyorum ama gerçekten de şu sıralar kitaplığımdan birkaç kitabı ayıklayayım niyetiyle çıktığım bu yolda, bu kitabı da "kitaplıktan ayıklanacaklar" listesine koyabildiğim için memnunum.
    Yazarın dili kullanımı çok amatörce. Yani böylesi cümleleri, ancak dilimizi sonradan öğrenen ecnebiler kuruyorlardır. Anlam bütünlüğü yok yani cümlelerde. Hani içlerinden bazılarını yazım veya baskı hatası olarak kabul edebiliriz belki ama anlam bütünlüğü oluşturmayan cümleler... Can sıkıcı idi yani.
    Konuya gelecek olursak yazar, kurgusunda, kurduğu teknolojik düzenin tuzağına düşmüş. Mesela Fox'u hemen aldılar polisler, teğmeni öldürdü diye. Halbuki çipler sayesinde kimin nerede olduğunu ve yaşayıp yaşamadığını bilebilen bir sistem, teğmenin öldürüldüğü anda Fox'un nerede olduğunu pekala bilebilirdi. Hadi bunu bir nebze sineye çekelim. Çünkü Fox'un bu işten sıyırtması gerekiyordu. Peki ya özellikle düğmeleri arayan aptalların, düğmeleri öylece ekip otosunun arka koltuğunda bırakmalarına ne demeli? Ayrıca da bazı durumlar oldubitti tarzında. Teğmen öldürülmüş, hoop, iğne izi var kesin katil arılarla yapılmış. Hele bir dur bir soluklan yeğenim, şak diye de anlama bir şeyi. Sanırım otopsi de tarihe karıştı gelecekte. Gelecek demişken, yazar, baya bir gelecek teknolojisi eklemiş kitaba. Malum, yıl 2047. Fiks icadımız uçan arabaların yanında siber timler, robot arılar, parmak iziyle yapılan ödemeler, vücuda yerleştirilen çipler... Dil öğrenmeye de gerek kalmıyor gelecekte. Konuşmaları anlık çeviren telefonlar falan icat edilmiş. Daha başka icatlar da zikredilmiştir belki ama malum, ben kitabı yarım bıraktım.
    Biraz da hayal satılmış kitapta. Neymiş? Asyalı Müslüman ülkelerin uzaydaki kolonilerinde, Amerikadan daha fazla madeni varmış. Uzayda güneş panelleri falan kurmuşlar. Coğrafi keşifler zamanında yaptıkları gibi, teknolojiyi geriden takip etmiyorlarmış ve o zamanki hatalarını tekrar etmiyorlarmış. Geçiniz efenim geçiniz... Nasıl ki o zamanlar, Müslüman ilim adamları dünyaya yön verirken zaman içinde bilimsel düşünce dine aykırı denilerek ötelendi ve bağnazlık aldı yürüdü, işte aynı bağnazlık, belki de aynı etkiyle günümüzde de devam etmekte. Hala dünyanın tepsi gibi olduğuna inanılan bir coğrafyada yaşıyorken bir de bu ülkeler kalkıp, bundan yaklaşık 30 sene sonra kendilerini aşacak ve uzayda kolonileşecek, uzay madenleri ile haşır neşir olacaklar öyle mi? Güldüm geçtim... Yine de Müslüman ülkelere ait bu kaynakların ABD eliyle korunuyor olması fikri ile, duruma bir nebze gerçeklik katılmış. Nitekim bu ülkeler ABD olmadan sıçmaya dahi gidemez.
    ABD, etkinliği kalmayan AB'yi bitirmiş bu dönemde. Yerine ise kendi güdümünde bir Avrasya Birliği kurmuş. Bu birliğin başında da kim var bilin bakalım? Evvvet... Tabii ki de biz varız! Yalnız üye ülkelere şöyle bir baktım da, sadece zikredilen ülkelere bakınca içerisini Şampiyonlar Ligi gibi hissediyor insan. Birliğin adı Avrasya, Avrupaya en yakın ülkeler Bosna, Arnavutluk. Gerisi hep Afrika, Orta Doğu ve Orta Asya ülkeleri... Kadere bak... Kimler kimlerle beraber...
    Kitapta bir de öngörü var ki, tam isabet. Ülkemizin başındaki kişi E.T.Haspolat adında bir zat ve kendisinden "devlet başkanı" olarak bahsediliyor. Kitap 2012 yılında yayımlanmış. Demek ki başkanlık sisteminin geleceğini öngörmüş yazar. Yoksa cumhurbaşkanı da yazabilirdi. Ya da sadece bir hitap değişikliği, beni böyle düşünmeye itmiş de olabilir. Yine de bir başbakan da mevcut.
    Amerika ile ilgili bir başka çıkarım da şu yönde. Amerika dağılacak, eyaletler bağımsızlık isteyecekler ve ABD, şehir devletlerine bölünecek. Ayrıca da ABD'ye uzay kolonilerinin savunucusu falan dedik ama onca paraya ve altına rağmen adamlar ekonomik krizle boğuşuyorlarmış. Ülke yaşlanmış ve dışarıdan da artık eskisi kadar dinamik nüfus çekemiyormuş. E kendiniz yapın kardeşim o zaman, öyle değil mi? Taktik maktik yok, bam bam bam... Unutmayın, en az üj ;) Bu arada dıj güçler boş durmamış, ABD'yi darmaduman etmişler resmen. Başlarına da Müslüman bir başkan gelmiş artık. Bu konuyla alakalı spekülasyonlar da var kitapta tabii ama kitaba o kadar alakasızlaştım ki bu kısmı atladım. Kusura bakmayın. Sanırım, "Trump'ı ABD'nin başına Ruslar getirdi" gibi bir şeydi. Bir de şu teknolojide öylesine ahmak bir güruh yönetiyor ki ülkeyi, Çin'den veri çaldık diye seviniyorlar fakat çaldıkları veriler, vakti zamanında Çin'in kendilerinden çaldığı, kendi uzay projelerine ait veriler ve bu verilerle tutup, kendi uzay gemilerini düşürüyorlar. Düşürürken bir kontrol etseydin be adam.
    Hikaye bu sayfalara kadar bu düzlemde ilerledi ve haliyle ben de zaman kaybına devam etmek istemedim. Son olarak kitabın bana hatırlattığı bir animasyon ile veda eder, keyifli okumalar dilerim.
    https://www.youtube.com/watch?v=ON6xkigJ6aU