Amatörce :((
1000kitaamp.com/kitap/iyi-kiz-k... Kitabın çevirisi berbat, yazım hataları korkunç, noktalama işaretleri kullanımı korkutucu. Kitabın sonuna zar zor geldim. Epsilon yayınlarından böylesine amatörce bı hareket beklemezdim.
YAZININ ANATOMİSİ - Chapter 1: VİLLAİN'LER
Kitap gibi bir günden herkese merhaba sevgili 1K sakinleri. Nasılsınız?💙🌌 Ben yıldızlarla, geceyle ve mavi renkle kafasını bozmuş R. A. Süreyyâ, ve harika bir konuyla bu güzel seriyi başlatıyorum! Arkanıza yaslanıp kitap ve yazım dünyasının derinlerine inmeye hazırlanın. Karşınızda Yazının Anatomisi Chapter 1! Ve bugünkü konumuz, “VİLLAİN’LER” Kötü karakter yazımı... Çok önemli bir konu gibi görünmez aslında, herkesin ve özellikle de ana karakterin sevmeyeceği, kötücül amaçları bulunan ya da herhangi bir amaca sahip olmaksızın kötü olan, kötü olmayı seçen bir karakter yazmak, bir evren kurmak kadar zor ve önemli bir konu gibi gelmez normalde. Aslında bir hikayenin en önemli yapı taşlarından birisidir, villain karakterler.🪼 Öncelikle bu konu hakkında konuşacaksak, kötü karakter dediğimiz tanımı biraz açmamız ve daha iyi anlamamız gerekir. Genellikle kurgu hikayelerinde bulunan bir “tag”dir bu “villain”ler. Zaman zaman hikayenin ana karakteri konumunda da görürüz onları, ya da başlangıçta iyi kalpli gibi gördüğümüz karakterlerin de bazen onlara dönüştüğüne şahit olmuşuzdur. Bazıları doğuştan kötü kalplidir, yani amaçsızdır. Bazıları acı bir geçmiş veya travma sebebiyle sonradan kötü olmayı seçmiştir. Bazıları kötü olmaya mecbur bırakılmıştır... Liste böyle uzar gider. Genel olarak baktığımızda, okurlar tarafından her zaman olmasa da kitabın ana kahramanından nefret toplayan, düşmanlık edinen karakterlerdir kendileri. Bazı okurların iflah olmaz bir villain sevdası var, biliyorum, (bazen ben de bu kategoriye giriyorum, çaktırmayın :)) Jericho Writers sayfasının içerdiği makaleye göre, “good villain”lerin en önemli ve onları kötü yapan özelliklerinden birisi de, ana karakterin ihtiyaç, istek ve hedeflerine karşı çıkması hatta engel olmasıdır. Yine aynı sayfada şu
YAZININ ANATOMİSİ♧
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
daha amatörce bir çekim olamaz ya
biraz (🤏🏻) abarttım ama bunları görmelisin çok güzeller😩 Irmak (bilmeyenler için, Arafta Pasta Servisi - Cilt 1 kitabından)
Sen Anlayabilir misin Mısraların Dilinden
Şiire ilgi duyuyorum .Amatörce yazmaya çalıştığım şiirlerimi KK rumuzuyla yayımlıyorum; Ayrıca ,Sen Anlayabilir misin Mısraların Dilinden adı altında şiir yorumu yapıyorum. youtube.com/@kemalkartal?si... Kemal Kartal
#farkındaoluponagöredavranıyorum21
aşk her maçı son maçınmış gibi oynamak demektir. bir işi profesyonelce olarak yapmakla amatörce yapmak arasında ki fark şudur amatör sadece keyif aldığı sürece ve keyif aldığı kadar yapar ama profesyonel o işi canı istemese de keyif almasa bile en iyi şekilde yapmaya çalışandır.
Vizontele - Eleştirel Bir Okuma
Herkesin en az bir kere izlediği ya da televizyonda denk geldiği bir film olduğu için, konusundan çok birkaç eleştiriye odaklanmak istiyorum. İlk sorun kurguda. Sahneler üst üste binmiş, bazı yerlerde nefes alanı bırakılmamış. Bir sahnenin etkisi geçmeden, seyirci o sahneye gülmek için fırsat bulamadan diğerine atlanıyor. Bu da hem anlam kaybına hem de eğlencenin sönmesine yol açıyor. Geçişler iyi yapılmamış; biri bitmeden diğeri başlıyor. Bilmiyorum, katılan olur mu ama Yılmaz Erdoğan'ın Cem Yılmaz ile radyo parası sahnesi bana hiç iyi gelmedi. Daha doğrusu Yılmaz Erdoğan o sahnede çok yapmacık oynamış. Bunun yanında, hafızalara kazınan unutulmaz şakaların varlığı filmin seviyesini artırıyor. Daha önce izlemiştim ama bugün Paradiso Sineması'ndan sonra tekrar izleyince –belki de böyle bir kült filmin ardından izlemekten dolayı– bizim filmlerimiz biraz durgun ve amatörce geliyor. İkisi de aşağı yukarı aynı konuyu işliyor ama aradaki kalite farkı epey açık. Filmde Yeşilçam esintilerini hemen fark ediyoruz: hoca tiplemesi. Doğuda büyümüş birinin, Yeşilçam sinemasının tiplemesini olduğu gibi alıp filmine koyması bana intihalden çok, gerçeklikle bağlantısı kopuk bir anlatımın göstergesi olarak duruyor. Bizdeki Batı–Doğu çatışmasını sadece bu tiple anlatmak sorunlu. Hoca, mistik duygular, inançlar… Bunun yanında “modern” denilen ve Ankara’dan gelen heyetteki kadının da afişlik durumu var. Adamın ona sarkıntılık etmesi… Film, herkesi ya da her şeyi salt doğru ya da yanlış, ak ya da kara okumadığını gösteriyor aslında. Televizyonun kötü olduğunu hocaya söyletmesi, ardından “melun” ve “başımıza iş açacak” dediği şeyin adeta kendini gerçekleştiren kehanete dönüşmesi… İlk çalıştığı gün, en sevdikleri oğullarının haberini Vizontele’de görmeleri yıkıcı oluyor. Bu, televizyonun sonunu
Sinema