İster programlayalım, istersek kendi haline bırakalım, beynimiz programlarla çalışır. Değiştirmek istediğimiz davranışlarımız, duygularımız veya inançlarımız için aynen bir bilgisayar gibi beynimizdeki düşünceleri programlamak zorundayız. Hayat ekranında ortaya çıkacak görüntü, bu programlamanın bir sonucudur.
İnsan seyahate çıktığında hayat başka türlü akar. Yeni bir ortama girdiğin zaman algılar çok hızlı çalışmaya başlar, bir çocuğun içinde bulunduğu belirsizlikleri yaşamaya başlarsın. Kaygılısındır ama aynı zamanda keşif heyecanı ve keyif de vardır.
Yazar Jim Rohn, "İnsan en çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır," der. İnsanın düşünce ve davranışları iletişim ve etkileşim içinde olduğu diğer insanlardan etkilenir. Dolayısıyla sosyal medyada sıklıkla gördüğümüz insanların söyledikleri ve yaptıkları da üzerimizde epey etkili... Orada kimi takip ettiğimiz, kimlerin yaşamına tanıklık ettiğimiz, hangi doğruları ve değerleri kabul ettiğimiz biz pek farkında olmadan yaşam yolculuğumuzu etkiliyor. Bu sebeple sayısız içeriğin olduğu bu ortamda kişinin "seçim yapabilme becerisi" geliştirmesi önemli görünüyor. Telefonunu eline aldığında kimi görmek istiyorsun? Bu kişi neyi, nasıl yapıyor? Bunları görmek seni daha iyi bir insana dönüştürüyor mu; yoksa daha kaygılı, daha umutsuz ya da daha boşvermiş biri mi oluyorsun?