"Anladığım kadarıyla tatlı yiyemeyecek kadar toksun, değil mi?" Hemen canlandım. "Tatlı mı ?"
"Evet, görünüşe göre ödeme yaparken poşete birkaç brownie girmiş."
Hah, poşete mi girmiş? Tatlıyı kesinlikle benim için almıştı ve nedense bu beni çok mutlu etmişti.
“Kusursuz evliliğin örneği gibiler."
Kaşlarımı kaldırdım. "Kusursuz bir evlilik mi ? Öyle bir şey yok."
Büyükannem ile büyükbabamın bile kusursuz bir evliliği yoktu fakat zaten onların bu yönünü seviyordum. Zorluklarla karşılaşsalar bile her zaman üstesinden gelirlerdi. Bana göre sağlam bir ilişkinin tanımı, zorluklar yaşanmayan bir ilişki değildi; o zorlukların ilişkiyi mahvetmesine izin verilmemesiydi.
İstediğim de tam olarak buydu.
Doğaldı. Marilyn Monroe’nun, yeşil gözlü ve daha modern bir versiyonu gibiydi. Öylece dururken bile güzelliği mümkün olabilecek en iyi şekilde ürpermemi sağlıyordu.