Andreas Gursky'nin Salerno görseli, son derece hayranlık uyandırıcı ve beklenmedik güzellikte bir yer olarak liman deneyimini paylaşmaya davet eder bizleri. Böylesi yerleri o kadar ihmal ederiz ki, bir sanat galerisinde bir liman fotoğrafı görünce afallayıveririz. Malların nereden geldiğini ya da hayatlarımıza nasıl girdiğini nadiren merak ederiz; o da bazen, bir nane şekeri paketinin üzerindeki kaşede Guangdong eyaletindeki Şenzen şehrinin ismini ya da bir çift yeni çorabın üzerindeki "Ekvador Malı" etiketini görüp de, o zamana dek hiç tahmin etmediğimiz kadar ilginç, ihtişamlı ve gizemli bir tarihi olabileceği aklımıza geldiğinde. Gursky, bu tarz ipuçlarına nasıl mercek tutulacağını bilir.
Bir yük gemisinin büyük kapıları açılıyor; içinde bin adet orta boy aile arabası var, şu haliyle hepsi gıcır gıcır, hepsi birbirinin aynı, ama zamanla her birinin eşsiz bir kimliği olacak. Kimisi kaza geçirerek birilerine mezar olacak; kimisi seyyar konser salonlarına dönüşecek; kimisi de bir çiftin yıllar süren uzatmalı bir ayrılığın ardından birbirlerinden özür dileyip barıştıkları tutkulu bir aşk sahnesine tanıklık edecek; kimisinde bir çocuk ona spor alanında şöhretin kapılarını açacak bir tenis maçına giderken sandviçini yiyeduracak. Çağımızda böyle yan yana dizilmiş ne çok hikâye ne çok yaratıcı enerji olduğunu görünce hayretler içinde kalırız.
S. 154 Terapi Olarak Sanat
Aşıklarla şairlerinin ölümünden daha kalıcı olan aşkın gücüne duydukları o sonsuz inanç, şu bizi yüzyıllardır peşinden sürükleyen finis vitae sed non amoris* (Lat. çev: Ömür tükense de aşk (sevgi) tükenmez.) inanışı bir yalandı. Komik olmayan, beyhude bir yalandı. Peki ama insanın zamanının akışını ölçen, kâh parçalanan kâh yeniden bir araya getirilen bir saat olması? Mekanizmasında -tasarımcısı çarklarını döndürdüğünde- çarkların ilk hareketiyle birlikte umutsuzluğun ve aşkın harekete geçtiği bir saat olması? İnsanın yinelendikçe komikleşen, komikleştikçe derinleşen işkenceyi kendisinin yinelendiğini bilmesi? İnsan varoluşunu yinelemeliydi... tamam, ama bunu bir sarhoşun müzik kutusuna durmadan madeni para atarak klişe bir ezgiyi sürekli çalması gibi yinelemeliydi? Bu akışkan dev yüzlerce insanın canını almıştı ve benim tüm insan soyum onlarca yıldır onunla hiç olmazsa küçücük bir iletişim kurmak için boşuna çabalamıştı. Şu an beni bir toz zerresi gibi üstünde bilinçsizce taşıyan bu akışkan devin iki insanın trajedisinden etkileneceğine bir an olsun inanmamıştım. Bundan bile tam emin olmadığım doğruydu.
SolarisStanislaw Lem sayfa: 310