Bugün yaşayabileceğim hiçbir şeyi yarına bırakmam sevinçler işimle ilgili zorunluluklar birini incittiğini düşündüğümde dilediğim özürler her anımın son anım olduğuna dair düşünceler buna dahil.
O döneme dair çok çarpıcı bir anım var. Bir sabah kalktım, tüm vücudumda kırmızı benekler... Henüz ihtisasım bitmemiş; yeni asistanım, yaşım çok genç. Hemen cildiye polikliniğine gittim. Doktor kollarıma, ellerime baktıktan sonra "Yok efendim. Bu bizimle ilgili değil. Koridorun sonunda psikiyatri polikliniği var, oraya gidin" dedi. Doktor beni tanımıyor, ben onu tanımıyorum... Meğer sıkıntıdan ürtiker dökmüşüm. Doktorun "psikiyatriye gidin" demesi bir yandan komik, bir yandan da çok acı bir aynaydı..
Zihnimin en derinlerindeki anılar telaşlıydı. Her anım içimde bir yerlerde yara kalmıştı. Bunun sızısını nefes aldığım her an hissedebiliyordum. Onunla yaşamayı öğrenmiştim. Daha doğrusu öğrendiğimi sanmıştım. Sanki yaram tekrar açılmış ve nefes almak ıstırap halini almıştı.
Yeter ki yaşa. Çünkü senin yaşamadığın bir dünyayı görmek istemiyorum. Seni görmeden geçen bir günüm olsun istemiyorum. Son anım buysa eğer, senin kollarında ölmekten daha güzel bir ölüm bile düşünemiyorum.