Diriliş Neslinin Amentüsü'yle beraber Sezai Karakoç'un okuduğum 2. kitabı oluyor.
1967 yılında yazıldığından mıdır, yoksa Karakoç'un düşünceleri hala aynı mıdır, emin değilim, bazı tespitler bana gerçeği yansıtmaktan uzak göründü. Çünkü belki de biraz mübalağalı ifadeler var.
Mesela, sayfa 9daki şu cümleleri takdirinize sunmak istiyorum: "Avrupa, bugün, Dünya tarafından linç edilme korkusunu yaşıyor. Sartre'dan Toynbee ve Russel'a, Albert Camus'den Gabriel Marcel'e kadar Avrupa düşünür ve filozofları bu geleceğin ürpertisini duydular.
Avrupa'nın en büyük dramı şudur: Kendini sevdirememesi. Belki kendinden korkulmuş, çekinilmiş, hatta sahte yaltaklanmalar görmüş, fakat hiçbir insanoğlunun sıcak bir yakınlık duygusunu elde edememiştir. Bu medeniyetin, öbürleriyle ilgisinde ilk görülecek şey, önce gelmiş hiçbir medeniyetin şahit olmadığı bir antipati ve cevapsızlık karşısında kalmasıdır. Zekasının hep tekniğe doğru kayışı da bu sevgisizliğin doğurduğu güvensizlik psikolojisinden ileri gelse gerektir..."şeklinde devam ediyor üzerinde düşünmek istediğim ve insanların da düşünmesini, gerçeklikle ilişkisini ve doğruluk payını analiz etmelerini istediğim satırlar.
Batının gerçekten de tamamen tekniğe eğildiği çok kullanılan bir argüman, gerçekten çok. Ruhsuz ve mekanik bir medeniyet anlayışından bahsedilir genelde. Gelgelelim benim bu konuda şüphelerim var. Fakat yeterince donanımlı da değilim. Derin sular buralar. Ve belki de bu derinliğin sarhoşluğuna kapılan onlarca yazar tabiri caizse militanca ve ütopik bir pencereden bakarak tamamen redde gitmiş. Biliriz ki gönül kelimesinin karşılığı yoktur onlarda.
O halde kendi medeniyetimize bakacak olursak, gerçekten de sevgi temelli bir yapıdan söz edebiliriz. Acaba diyorum, Batı medeniyetinin tekniğe yüklenip de gönlü