Çok önemli bir sorum var.Bi'kız var ve bu kızın babası annesini aldatıyor.Bunu kız biliyor ama anne bilmiyorsa kız ne yapmalı?Düşünmekten uyuyamıyor ve babasına her baktığında o uzun süreli evliliğinde sevgisi olmayan bununla birlikte saygısı da olmayıp bunu yapan adamı görüyor.Dengesiz davranıyorsa her mutlu anında bu olayı beyninde bir anda beliriveriyorsa ne yapmalı?Bu olayın anne ve babası arasında olduğunu biliyor ve bunu teselli cümlesi olarak duymak istemiyor.Sadece bu duruma daha da sürüklüyor.Kısacası biraz daha bu durumu anlatmazsa birilerine kafayı yiyecek ama zaten bir "aile" olamayan ailesi onun yüzünden ayrılacağını düşünüyor.Diğer tarafıysa söyle gitsin, ne olacaksa olsun diyor.Kısacası iki ucu b*klu değnek.
Yetmiş kilo derdim var Anne bana simit al Neden burda değilsin,rahat bir yerdemisin? Yetmiş kilo derdim var Baba bana kavun al Kavunu da hiç sevmem Sen bunu bilir misin?
Reklam
İnsan beyninin bir kafatasının içine tıkılmış buruş buruş bir kumaş gibi olduğunu düşünürsek, her şeyin birbirine girmesi doğal. Neyi nasıl düşüneceğimizi bilemediğimiz gibi, gelecek kurgularımızın çoğu da eski kumaşlardan yapılma. Bir şeyin nasıl olacağı ile ilgili düşüncemiz, bugüne kadar ne olduğuyla sınırlı. Bu da bize ancak dar alanda kısa paslaşmalar olanağını veriyor ki bu bizi kalıplara sıkıştırıyor. Hep buz kalıbına girmiş gibi şekilli düşünceler, eriyip su gibi akamıyorlar. Senin elinde yaşadıklarının malzemesi var. Masada duruyorlar. Yeni bir şey olacağı zaman, bu malzemeden bir şey kuruyoruz. Elimizde keçe varsa keçeyle, gri renk varsa gri, ipler varsa bağlıyoruz. Uçurtma yapmıyoruz mesela, ya da krem şanti. Elimde bunlar var, yaşayacaklarım da bu malzemelerden olur diyoruz… Bir insanı dinlemek ne zor şey. Belki de dünyanın en zor şeyi. Sürekli ama ama demek, lafını söylemek ve denileni önemsememek istiyorsun. Hepimiz konuşmamızı hazırlarken karşımızdaki gürültü yapıyor gibi dinliyoruz. Elbette dinleyemiyoruz çünkü konuşmamızı, cevabımızı hazırlamakla meşgulüz. Yoksa isterdik tabi dediğini dinlemeyi, seninle durmayı, o yöne bakmayı, rüzgarı oradan almayı. Ben bunu yeni yeni öğreniyorum. 12 yaşındaki bir oğlan çocuğuyla konuştuğunuzda mecbursunuz. Çünkü hiç 12 yaşında bir oğlan olmadınız. Olanı dinlemek tek çare. Dediğini duymak anlamanın tek yolu. Ben de dinledim dinledim. Kaygılarını, korkularını, saydığı ihtimalleri dinledim. Sonra ona: ‘Nasıl düşünürsen kendine onu yaşatacaksın’ dedim. Ne dediğime şimdi kendim bile şaşıyorum. Sanki ezbere bildiğim bir şiiri okur gibi dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı. Acaba ne anladı. Bu hap gibi bir laftı. İçini açıp toz halini göstermek istedim. Devam ettim… Hayatta çoğu olup biten dışarda değil, kafamızın içinde olur
Substack
Müminin her hali olgunlaşma, her hali ibadettir. Anne, çocuğu büyütüp olgunlaştırdığını sanır, oysa çocuk anneyi kemale erdirir. Yaratılan hiçbir şeyde boşluk yoktur. Hikmet vardır. Çocuğun ağlaması da bunlardan biridir. Sünnet noktasından bakılınca çocuğun ağlamasında bile tevhid sırrının ardından uhrevi aydınlık görünür. O ağlama ne çocuk ne de anne için boşunadır. Çocuk ağlayarak annesinin kendisiyle ilgilenmesini sağlamışır. Belki de ilgi çekmek için ağlamıştır. Sebep ne olursa olsun sonuç hikmettir. Anne de çocuğunu sabırla teskin ederek rahmeti çekmektedir.
Alıntı
İnsan beyninin bir kafatasının içine tıkılmış buruş buruş bir kumaş gibi olduğunu düşünürsek, her şeyin birbirine girmesi doğal. Neyi nasıl düşüneceğimizi bilemediğimiz gibi, gelecek kurgularımızın çoğu da eski kumaşlardan yapılma. Bir şeyin nasıl olacağı ile ilgili düşüncemiz, bugüne kadar ne olduğuyla sınırlı. Bu da bize ancak dar alanda kısa paslaşmalar olanağını veriyor ki bu bizi kalıplara sıkıştırıyor. Hep buz kalıbına girmiş gibi şekilli düşünceler, eriyip su gibi akamıyorlar. Senin elinde yaşadıklarının malzemesi var. Masada duruyorlar. Yeni bir şey olacağı zaman, bu malzemeden bir şey kuruyoruz. Elimizde keçe varsa keçeyle, gri renk varsa gri, ipler varsa bağlıyoruz. Uçurtma yapmıyoruz mesela, ya da krem şanti. Elimde bunlar var, yaşayacaklarım da bu malzemelerden olur diyoruz… Bir insanı dinlemek ne zor şey. Belki de dünyanın en zor şeyi. Sürekli ama ama demek, lafını söylemek ve denileni önemsememek istiyorsun. Hepimiz konuşmamızı hazırlarken karşımızdaki gürültü yapıyor gibi dinliyoruz. Elbette dinleyemiyoruz çünkü konuşmamızı, cevabımızı hazırlamakla meşgulüz. Yoksa isterdik tabi dediğini dinlemeyi, seninle durmayı, o yöne bakmayı, rüzgarı oradan almayı. Ben bunu yeni yeni öğreniyorum. 12 yaşındaki bir oğlan çocuğuyla konuştuğunuzda mecbursunuz. Çünkü hiç 12 yaşında bir oğlan olmadınız. Olanı dinlemek tek çare. Dediğini duymak anlamanın tek yolu. Ben de dinledim dinledim. Kaygılarını, korkularını, saydığı ihtimalleri dinledim. Sonra ona: ‘Nasıl düşünürsen kendine onu yaşatacaksın’ dedim. Ne dediğime şimdi kendim bile şaşıyorum. Sanki ezbere bildiğim bir şiiri okur gibi dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı. Acaba ne anladı. Bu hap gibi bir laftı. İçini açıp toz halini göstermek istedim. Devam ettim… Hayatta çoğu olup biten dışarda değil, kafamızın içinde olur
Substack
Çok severken oldu be anne ne olur sende affet beni
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam