Önündeki çayırın tamamı unutmabeni çiçekleriyle bezenmişti. İçlerinden yer yer gameler ve kocaman kırmızı gelincikler fışkırıyordu ama ufak unutmabenilerin mavisi çimenin İsviçre yeşili arasından parlıyordu. İsviçre yeşili olduğundan eminim, patentini hiç kimsenin almamış olması ilginç.
Ash sosyal medyada iletişim kurdukça yalnız-laştığımız inancındaydı.
"Bu yüzden artık herkes birbirinden nefret ediyor," diyerek fikri-ni belirtmişti. "Çünkü arkadaşları olmayan arkadaşların aşırı yükle-mesine maruz kalıyorlar. Dunbar sayisını duymuş muydun?"
Sonra da Oxford Üniversitesi'nden Robin Dunbar diye bir ada min, insanların en fazla yüz elli kişiyi tanıyacak şekilde program-landığını keşfettiğini ve bunun avcı-toplayıcı toplumların ortalama nüfusu olduğunu anlatmıştı
Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi, diye düşündü Nora.
Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de, istemeseniz de, kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.