Ve yüreğimi dağlayan bir şey vardı içimde: Bir mutluluğun ya da bu mutluluğun yitirileceği korkusu, bir çaresizliğin ya da insanı yiyip bitiren bir arzunun düşüncesi… bunların hepsi fazlasıyla hafif kelimeler. O düşünce, bir an bile katlanılamayacak bir şeyle ilgiliydi.
Bir şeyler teklif edilip de reddedince, karşımdakinin yüreğinde de kendi yüreğimde de sonsuza dek onarılamayacak aleni bir çatlağın oluşacağı korkusunu taşırdım hep.