Gıçı gırık bi örtmenim, öğretemeyen. Yaşamda yenik, yenilmiş ve becerememişliğine rağmen, umudu olan ve besleyen… estetiği kollayan, derdinde olan, adaleti isteyen peşinde olan, empatinin anlamını kovalayan, cesurluğa imrenen
… sen zamansın ve üzerimizden akıp geçensin. Vücudumuzdaki bitmeyen morlukların yolumuzdaki zorlukların bakışlarımızdaki yorgunlukları dans edememeyişimiz susturulmuş şarkılarımızın içinde kaybolduğu kapkara bir dehlizsin sen…
… annemin bana son zamanlarda neden sürekli” orospu olacaksın” dediğini anlamam buna bağlıydı. Halbuki söylemesi ne kadar güzel, değil mi. Böyle bir kelimenin küfür olabileceğine inanmakta zorlanıyordum işte. Kötü yola düşmüş bir kadının neden böyle güzel sesli bir kelimeyle anlatıyorduk ki? Söylemesi şiir gibi bana desen ki tek kelimelik şiir yaz, herhalde
” OROSPU” derdim….
… zannedildiğiğinin aksine insan doğduğu zaman bir canı yoktur henüz. Onu hareketli kılan şey, var kalma güdüsüdür. Bütün varlıklar da ortak olan bu güdü, Can’ın oluşması için gereklidir ama o sadece yolculuğun başladığı yerdir. Can kazanma kavgası ne yaman bir aşk yoludur. Ancak başkalarının acısıyla yanarak ve başkalarının yarasıyla sızlayarak yürünür o yolda. Ve bir gece, sessiz bir gölge olarak seni sevecek olanın ve seni sevdiğinin uykusuna vurursun. O ıssız bahçede ona fısıldarsın ki sana can verecek ilk sözü söylersin. Söz, senin kendinden fazla olduğunu söyleyecektir. Bunu duyduğun anda da yolculuğun başlayacaktır. Bir rüyada yürüyeceksin. Bir rüyada arayacaksın izini. Tabii ki bulamayacaksin, çünkü onu yaratması gereken sensin. Tıpkı içinde büyüdüğün rüyayı yarattigin gibi…