Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur. Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnızlığa esir olur, eksik kalırsın. İçinde bir sır gibi, giden sevgilinin yokluğunu taşırsın. Öyle bir yaraki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar. Öyle bir yaraki iyileştiğinde bile kanar. Birdaha gülemeyeceğini, asla hafifleyemeyeceğini sanırsın. Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat. Önünü göremeden, yönünü bilemeden, sadece şu anı kurtararak... Gönlünün kandili sönmüş, zifiri gecede kalmışsındır. Ama işte ancak böyle durumlarda, yani iki göz birden karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır insanda. Kapanmayan bir göz... Ve ancak o zaman anlarsın ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek. Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek; bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.
Yeni kaybettiğin kişiyi manevi gözle bakınca her yerde görmeye başlarsın. Denize düşen katrede, dolunayla hareketlenen medcezirde, esen her esintide ona rastlarsın. Kuma çizili remilde, güneşte parlayan kristal tanesinde, yeni doğmuş bebeğin tebessümünde, bileğinde atan nabzında onu seyredersin.
Beklenen İstanbul depremi olduğu zaman kim gider kim kalır ne yazık ki bilmiyoruz. Bu yüzden bugüne kadar burada kırdığım kim varsa hepsinden özür dilerim. Hepiniz iyi ki varsınız. ❤️
"Dediklerin iyi hoş ama" dedim zorlukla. "Ben her şeyden şüphe ediyorum. Tanrı'dan da."
Şems-i Tebrizi yorgun "Şüphe fena bir şey değil ki. Şüphedeysen, hayattasın demektir. Arayıştasın."