Sırasını çalan çocuğun hala nefes alıp vermesi ne iyice içerleyen Reşat, Erdal'ı, tiyatroya gönül verdiğinden bu memlekette nasılsa Allahından bulacağı için rahat bırakmaya karar verecek.
Bu hatıradan Adnan'a kalan, eli gerçekten ilk ekmek tuttuğu andan başlayarak Aziz Nesin'in tüm eserlerini edinip okumak, kim tarafından ve kime yapılıyor olursa olsun hiç bir haksızlığı sindirememek ve kendine utanmadan insan diyen bir kısım mahlukatın, Sivas'ta bir oteli, evlerindeki kıçıkırık sobayla karıştırarak yaktıkları günün her seneyi devriyesinde, yüreğini kan çanağına çevirmek olmuş.
Adnan'ın artık eşşek kadar olmuş küçük kızı, babaannesi Mürşide'nin bugün ayaklarını bastığı yerde, onun mezar taşının karşısında dururken, hayatta en çok cenazeleri kaçırmanın fenalığını anlayacak; Ulus Pastanesi'nin renkli çubuk şekerleri bile hıçkırıklarını bastıramadığında, kendisini teselliye uğraşan babasına bakarak, ana babalığın dünyanın en boktan mesleği olduğuna kanaat getirecekmiş.
Çünkü insanoğlu yeryüzünde gezinmeye başladığından bu yana iki şeye özellikle hayret edermiş; ilki insanın kendi kendini korkutma becerisi, ikincisiyse kendi uydurup kendi inandığı batıl inançlarıymış.
İnsanoğlunu iki ayağının üstünde kondururken yeryüzüne, ortalığı fazla berbat edecekler endişesiyle, beyin kıvrımlarının sadece bazı kısımlarını çalışacak şekilde bizzat ayarlamış olmasa, bunca şaşmayacakınış belki de bu işe.