Tesadüfler hayata güzellik belki de yön katar. Ve içinde bulunduğumuz hayat da tesadüfler doğurur. Fakir Baykurt ile tanışmamın ve bu kitabı okumamın da bende böyle güzel bir tesadüfü var.
Türkiye'nin çoktan beri bir köy sorunu olageldi, hâlâ da var. Altı yüz yıllık Osmanlı Devleti köyden vergi demiş almış, asker demiş tüketisiye almış, ama köye şu diyecek hizmet götürmemiş. Köy kendi halinde, sert doğa koşulları içinde, yetersiz araçlarla, yaşamı kolaylaştırıcı bilgilerden yoksun durumda, varlıkla yokluk, açlıkla tokluk sınırında var olmaya çalıştı.
İşte bu kitap Köy Enstitüleri ile bu ülkede devrimin köyden nasıl başlatıldığını ve eski düzen tarafından nasıl bertaraf edildiğini anlatıyor. Tam bağımsız Türkiye'nin Amerikancı iktidarlar, köy ağaları, Atatürk devrimine karşıt siyasetçiler tarafından nasıl da yıllarca kandırıldığını anlatıyor. Sığ bir siyasete sürüklenen, bir ileri iki geri politikalara mecbur bırakılan, köylüyü milletin efendisi olacakken kölesi yapan zihniyeti anlatıyor.
1940 yılında Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından kurulan köy enstitüleri 1951 yılında Adnan Menderes hükümeti tarafından komünist faaliyetler, CHP militanı yetiştirme ve en önemlisi de köy ağası milletvekillerinin tekerine çomak sokulduğu için kapatılıyor. Tabi Emperyalizm kalkınan bir Türkiye'yi de istemiyor.
Öğrenciler bilgiyi iş aracılığıyla öğreniyordu. Ezbercilik yoktu. Özgür okuma yapılıyordu. Temizlik, tiyatro ve müzik çalışmaları yapılıyordu. Öğrenciler şiir yazıyor, tiyatro oyunu hazırlayıp turneye çıkıyor. Yöresel halk oyunları oynayıp, enstrüman çalmayı öğreniyordu.
Toprak nasıl işlenir öğreniyorlardı. Kızlar el işi kusurları, ev ekonomisi dersleri alıyordu. Erkekler marangozluk, yarıcılık, ipek böcekçiliği, zirai tarım öğreniyordu. Kendi okullarını, kendi