Cevat'ın diğer tutkusu Bodrum'u yeşillendirmekti. Oraya ilk gittiğinde köyde tek bir ağaç bile yoktu. Elinde fazla para olmadığı halde, kendi gereksinimlerinden fedakârlık ederek tarım kitapları alıp, onları elinde paralanıncaya kadar okudu. Bodrum'dan ayrılmasına izin verildiğinde, tohum ve fide almak için İstanbul'a gitti. Döner dönmez hiç zaman kaybetmeden köyü ve yarımadayı yeşillendirmek için getirdiklerini ekmeye, sulamaya ve ektiklerini yaşatmaya çalıştı. Gerektiğinde civar adalardan kayıkla gübre taşıyordu. Kötü havalarda tepelere çıkıp küfelere iyi toprak dolduruyor, bunları eşek sırtlarına yükletip aşağı indiriyor ve diktiği
ağaçların dibine döküyordu. Bahçıvanlıkta hem öncü, hem öğretmen olmuştu. Bu konuda yazdığı üç yüz sayfalık defter elden ele, köyden köye dolaşıyordu. Bodrum'un ağaçlarla, duvarlarının bugenvilyalarla, sahillerin de zakkumlarla donanması onun rüyasıydı. Bu rüya da gerçekleşiyordu.
Sonuçtan oradan ayrıldığında, yarımada narenciye cenneti olmuştu. Özellikle greyfrut, uzun palmiye ve okaliptüs ağaçları her tarafta gölgelikler oluşturuyordu. Şimdi bile orada burada görülen korular onun eseridir. Cevat, Hemingway, Mark Twain ve Thoreau'nun karışımı bir filozof, bir bilge, bir doğacı ve ateşli bir insan hakları savunucusuydu.