Eğitimli ve eğitimsiz göz arasındaki fark kendisini yöntemli bir şekilde ayrımlar ve keşifler yapma, sorgulanan alan üzerinde daha büyük bir kesinliğe kavuşma gücünde açığa vurur. Bilginin edinilmesi, yeni ayrımların nasıl yapılacağının öğrenilmesini içerir. Süreç içinde yekpare olan bölümlere ayrılır, ayrımlar daha spesifik hale getirilir ve büyük kategoriler küçük alt kategorilere ayrılır. Böylece deneyimin yorumlanması zenginleşir ve daha ayrıntılı hale gelir.
Sahip olduğumuz bilgi arttıkça daha fazla şey gördüğümüzü farz ederiz ve birbirinden ayırdığımız farklı şeylerin sayısı o kadar çok artar. Örneğin resim sanatını öğrenmek bir resime bakıp “kırmızı” rengini görmemizi sağlamaz. Aksine Edirne kırmızısı, ateş kırmızısı, karacaot kırmızısı, Hint kırmızısı, Japon kırmızısı, vişneçürüğü, fes rengi, yakut kırmızısı, açık parlak kırmızı, kardinal kırmızısı, kan kırmızısı, narçiçeği, Şam kırmızısı, Napoli kırmızısı, Pompei kırmızısı, Fars kırmızısı ve diğerlerini görmemize imkân verir.
Genel olarak rasyonel bireylerin hedeflerine ulaşma şansı, eylemlerini hiç planlamayan, hesaplamayan ve gözlemeyen kişilere kıyasla daha fazladır. Bireyin hizmetine sokulduğunda rasyonellik özgürlüğün kapsamını arttırabilir. Ancak rasyonelliğin bir başka yüzü daha vardır. Bireysel eylemlerin çevresine (yani genel olarak toplumun örgütlenmesine) uyarlandığında rasyonel analizler, bireyin amacına ulaşması için kullanabileceği araçların yelpazesini sınırlayabilir veya tercihleri kısıtlayabilir.
Dolayısıyla bireysel özgürlüğü daraltır. Sosyolojik analizler bu gerilimi yansıtır: Bu rasyonelliği arttıracak araçları sunabildiği gibi onun sınırlarına ve sonuçlarına da dikkat çekebilir. Marshall McLuhan'ın yeni teknolojiler hakkında yazdıklarında görüldüğü gibi, yaşamlarımızı nasıl dönüştürdüklerini anlarsak "onları öngörebilir ve kontrol edebiliriz ama kendiliğinden tetiklenen bilinçdışı transından çıkmazsak köleleri oluruz"