Götürüldüğüm mahpushane atölyesinde ne kapı oldum, ne de pencere...
Hatta, insafa gelip işkence sopası bile yapmamışlardı beni, masa ya da sandalye bacağı bile yapmamışlardı.
Kesilip biçilmiş, yontulup çatılmış, bir darağacı olmuştum.
"Eeey ağaçlar!" diye bağırdım.
"Eeey gürgenler, çamlar, köknarlar ve meşeler!
Eeey uzun kuyruklu tilkiler, ey ürkek adımlı tavşanlar!
Duyuun beni ey dağlar taşlar!
Duy beni dağsümbülü!
Duy beni ey ormanın kuytusunda gezinen yalnız böcek!
Duyun beni eey gökyüzünü derinleştiren kuşlar!
Duyun ve bundan böyle bir darağacı olarak bilmeyin beni! Eğer Beşparmak Dağları'nın
ardındaki düzlükte kuru bir dalım kalmışsa,
artık ben bir gürgen dalıyım!
" Deli misin ? Dedim ona , " benim bir ağaç olduğumu unuttun herhalde ? "
" Unutmadım " diye cik'ledi kuş."İstersen uçabilirsin !"
" Uçamam " dedim tir tir titreyen kederli bir sesle.
"Ağaçlar uçamaz çünkü, uçamaz ."