"Ömrümün iplerimi elinde tutan insanoğlundan, uzak bir köy kahvesinde eğri bir sandalye bacağı olmayı bile isteyemezdim. Ak sakallı meşenin dediğine göre, böyle bir şeyi istesem bile, insanoğlu beni duymazdı zaten. Sağırdı çünkü o; kokularıma da, yeşillerime de, duruşuma da sağırdı. Sözün özü, insanoğlu benim soyumun dilini çözememişti henüz; kokuca konuşsam da anlamazdı, renkçe konuşsam da..."
Ya da, ille de bir şey yapacaklarsa, bir çocuk bahçesinde oyuncak yapsınlardı beni.
Herhangi bir şehrin herhangi bir semtinde çiçeklerin, bankların ve salıncakların arasında bir tahterevalli olsaydım sözgelimi.