Toprak ol ki, rahmet üzerinden eksik olmasın.
Kendini yücelten, Allah katında küçülür; kendini hiç bilen, hakikatin kokusunu duyar.
Ben de öyle düşünüyorum bazen.
Ne çok kir bırakıyoruz arkamızda;
Kırık sözler, hoyrat bakışlar, incitilmiş kalpler…
Oysa ki bu dünya bir misafirlikten ibaret.
Gelip geçiyoruz.
Ne yığdıklarımız bizimle gelecek, ne alkışlandığımız yerlerde hesap verileceğiz.
Ama bir gönül incittiysek…
O kalbin sızısı şahidimiz olacak mahşerde.
Necip Fazıl diyor ya:
“Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya…”
Gerçekten de öyle.
Bir ömür boyu koşuyoruz bir şeylerin peşinde ama O yoksa işin ucunda, hepsi boş emek.
Sûfîler bu yüzden ‘yol’ derken sadece mesafeyi değil, hâli kasteder.
Kendini bilme hâli.
Allah’a yaklaşma hâli.
İncitmeden yaşama hâli…
Ben artık incitmekten korkuyorum.
Bir kalbi kırarsam, o kalbin sahibine ne cevap veririm diye düşünmeden edemiyorum.
Bir bakışla, bir sözle, hatta bir susuşla bile zarar verebilirmişiz insana.
O yüzden, kendi nefsime diyorum ki:
Temizlen… Arın… Yıkan içinden, niyetinden, bakışından…
Ve git.
Gideceğin yere tertemiz git.
Toprak bile senden incinmesin.