Çok sevdiğim Arkadya Yayınları’ndan çok üzücü bir hikâye daha bitti… Clara’nın hikâyesi…
Kitabın konusunu anlatmadan önce bir alıntıyla başlamak istiyorum:
“İnsanlar çocuklarının hayatını mahvedecekse onları doğurmasalar daha iyi değil miydi?”
Kitap boyunca bu sözün, ağır olsa da ne kadar doğru olduğunu görüyoruz maalesef…
Hiçbir akıl problemi olmadığı hâlde sırf babasının istediğini yapmadığı için deli damgası yiyip Willard State Akıl Hastanesi’ne yatırılan Clara’nın hikâyesi… Daha on sekiz yaşında ve üstelik sevdiği adamdan da hamile…
Kitabı okurken anne ve babasının insafa gelip kızlarını oradan çıkaracaklarını, hadi çıkarmadılar bu kadar da vicdansız değildirler deyip Clara bebeğini doğurduğunda çıkarırlar belki dedim ama hiç öyle olmadı… Clara akıl hastanesinde başka bir hayat, doğurduğu kızı başka bir ailenin yanında, anne babasından ayrı başka bir hayat yaşadı.
Clara’nın sevdiği adam, kızının babası Bruno var bir de… Clara’yı kurtarmaya çalışırken o da kendini akıl hastanesine kapatılmış olarak bulur…
Ardımda Kalanlar kitabı iki ayrı hikâyeden oluşuyor. Biri 1930’lu yıllarda Clara’nın hikâyesi, diğeri de 1995 yılında Izzy’nin hikâyesi…
Izzy, lise son sınıfta, babası annesi tarafından öldürülmüş, annesi hapiste, kimsesi olmadığından farklı farklı ailelerin yanına verilmiş bir genç kız. En son Peg ve Harry’nin yanına verilir. Peg, akıl hastaneleriyle ilgili bir çalışma yaparken Izzy de ona yardım eder ve Clara’nın hikâyesine ulaşır ve en sonunda bir şekilde yolları kesişir…
Kitabı hem çok sevdim, hem çok üzüldüm, kızdım, hem de Willard Akıl Hastanesi’nde yapılanları okudukça fazlasıyla korktum ve asla yapılanları aklım almadı. İnsanları iyileştirmeleri gerekirken yaptıkları eziyetler, özellikle kadınların akıl hastası olmamalarına rağmen o dönemde orada