Ardiye'de Unutulan İnsanlık
Güneşte solmuş siyah deri bir sandalye,ardiye kapısının karşısında bekliyordu.Ayakları paslıydı;boyası pullanmıştı.Kucağına sürüklenip gelen bir kaç yaprak vardı;onları ana kucağı gibi bırakmadan saklıyordu.Rüzgar vurdukça birkaçı düşüyor,birkaçı örümcek ağında asılı kalıyordu. Oda,unutulan eşyaların nefesiyle kokuyordu.Oturma yerindeki çökük,dizlenmiş yerlerin izi hala duruyordu.Sarı ve kahverengiye bürüneceğim yaprakların kimi sandalyeden düşmemek için mücadele etse de rüzgarın şiddetine yenik düşüp yere savruluyordu;kiminse örümceğin tuzağına yakalanıp arafta kalmıştı.
Sayfa 15 - Klarosyayin·Kitabı okudu
Bayram ali okumuş Ardiyede unutulan insanlık
Güneşte solmuş siyah deri bir sandalye, ardiye kapısının karşısında bekliyordu. Ayakları paslıydı; boyası pullanmıştı.
Sayfa 15 - Klaros yayınları
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sabah abdest alıp otelden çıkarken -nasıl bir saflıksa artık- "açık cami bulamazsak bir kenarda namazımızı kılıveririz, ne olacak" diye düşünmüştüm. Ancak şehrin sokaklarına öylesine ağır bir denetim atmosferi hâkimdi ki, yol da izde namaz kılmanın imkânsızlığını yaşayarak gördük. Nihayet, son çare olarak Beytullah Camii'ni tekrar yoklayalım diye düşündük. Camiye yaklaşırken, dış avlu kapısının açık olduğunu gördüm. Hemen koştuk, çocuksu bir sevinçle içeri daldık. Tam avlunun ortasındaki bayrak direğinin önüne kadar ilerlemiştik ki, içeriden bir adam hışımla çıktı ve yüzümüze bile bakmadan, eliyle "defolun!" işareti yaparak bizi dışarı çıkardı. Kovdu yani, Türkçesi. Görünüşünden Uygur olduğu anlaşılıyordu. Bu sert tavrında, kapı-nın tam önünde tepe lambası yanık halde duran polis arabasının etkisi vardı muhtemelen. Namaz kılabilme umudunu taşıdığımız son mekândan da böylece geri çevrilince, mecburen otele döndük. Valizlerimizi lobinin arka tarafında kuytu bir yere bırakmıştık. Nerede namaz kılabileceğimizi araştırırken, gelen geçenin hemen fark etmeyeceği bir noktada, temizlik malzemelerinin ve artık eşyaların konduğu, ardiye tarzında bir merdiven altı bulduk. Hulusi ile, etrafı gözetleye-rek ve nöbetleşe namazlarımızı orada eda ettik.
Sayfa 84·Kitabı okuyor
“Düşlerimi doldurdum sandalıma. Motorda it yok… Çek küreği, çek babam çek.”
Ardiyede unutulan insanlik
"Sen ona çok benziyorsun." "O kim? diye sordu Necla. "Sevdiğim kadın," dedi Nazım. "Evet çizgi resimlerden fark ettim zaten peki benim resmimi neden çizdin?" diye sordu Necla. "İkiniz arasındaki farkları bulmak için," dedi Nazım. "Peki buldun mu bari?" diye sordu Necla. "Saçların ve gözlerinden başka fark yok. Bu kadar benzerlik inanılır gibi değil." dedi Nazım. Öyle galiba dedi Nazım
Sayfa 40 - Klaros yayınları öykü·Kitabı okudu
1000Kitap
Lambert adında bir arkadaşım vardı, daha henüz on altı yaşındayken, fakirlerin çocukları açlıktan ölürken köpekleri ekmekle, etle beslemekten büyük bir zevk duyacağını, yoksulların yakacak bir şeyleri olmadığı zaman da bir ardiye dolusu odun satın alıp kırda yığarak yakacağını, yoksullara bir odun parçası bile vermeyeceğini söylemişti. İşte onun duyguları!
Sayfa 106 - Milli Eğitim Yayınları 1962 Baskısı Cilt 1·Kitabı okudu