Arhez

Ah, denge! Sevgiyle kadirşinaslığın, zarafetle takdirin, güzellikle ahlakın dengesi. Ayak vurularak erişilen bulutlar. .. Ne kadar nadir! Ah, tahterevalli! Ey hayatın özeti! Kısa aralıklar­la alçalma ve yükseliş. Güçlüyle zayıf arasında kurula­mayan denge! Ey paylaşmaktaki heyecan! Senin için gelmiştim buraya. Beni ancak sen teselli edebilirdin!
Sayfa 54·Kitabı okuyor
Sevgili Dost, Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dedi­ğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüş­ten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum, acaba türümüzün en önemli özelliklerini ta­şıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere sap­lanıyor? Acaba "İnsan" denince hatırlanıyor muyuz?
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Sevgili Dost, İnsan, yazdıklarına da pişman olabilir. Çoğu kez bu pişmanlık, konuşmadan duyulan pişmanlıktan daha ağırdır. ''Ağzımdan kaçtı," denilebilir de "Kalemimden kaçtı," denilemez. Kalemden kaçılabilseydi, önce yazarı kaçardı ondan. Yazarı kaçardı, evet; "kalem sahibi" değil, "kalem esiri" olduğundan. Necip Fazıl'ın eski şiirlerinden birçoğunu sonradan reddederek, "Mal sahibi bensem, bunları istemediğim, tanımadığım ve çöplüğe attığım bilinsin," demesi; Cahiliye Devri'nin en büyük şairi Lebid'in, Kur'an indikten sonra kalemini kırması, kalemden kaçma girişimleridir. Fakat kalemden kaçmak, kaleden kaçmaktan daha zordur. Hayatınızın hiç beklenmedik bir anında, kurnaz bir nöbetçi gibi sırıtarak karşınıza çıkabilir yazdıklarınız; hatta öldükten sonra bile bir nebbaş gibi soyabilir mezarınızı. Şems-i Tebrizi'nin, ''Daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu ekber, Tanrı Uludur diyorsun. Münafıklar, ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor," sözü, beni hep korkutmuştur, kalemim putum olur mu diye. Putum olursa onu kırmaya gücüm yeter mi Lebid gibi? Ya kıramazsam?
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Söylenen her söz binamızda yeni bir tuğla ekler. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkumlarımızdır, izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!“.
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Gerçek sevgi, insanın "Ben" sınırlarını aşıp bir başka insanın hayatından da sorumlu olduğunu düşünmesi midir? "Birbirlerini sevenler, birbirlerine duydukları sevgi nispetinde diğerinin iyiliğini isterler," diyen Aristo'dan, "Sevmek, sevilen kişinin en iyi taraflarını desteklemek, keşfetmek ve teşvik etmek demektir, diyen Alain'e kadar birçok filozofun sevgiyi, sevilenin gelişiminden duyulan "Haz" olarak algılaması bize yardımcı olabilir mi?
Sayfa 39·Kitabı okuyor