Hey efendi, izin ver de gideyim,
Arkam sıra ah çekip de ağlar var.
Bir muradım nazlı yâre kavuşmak,
Ara yerde yıkılası dağlar var.
Kuru gazel gibi göğe savrulma,
Acı poyraz gibi esip yorulma.
Nerde güzel görsen gönül çevirme,
Bizim ilde cana kıyan beyler var.
Yeni geldi Arap atın sökünü,
Seyir eyle sağa, sola bükeni.
Helâl edin tuz ekmeğin hakkını,
Varamıyom, beni burda eğler var.
Karac’oğlan der ki: Kendim öğmeyim,
Taşlar alıp dertli sinem döğmeyim.
Güzel sevme derler, nasıl sevmeyim?
Çatık kaşın arasında benler var.
Kracaoğlan
Bir Acem bahçesi, bir seccade
Dolduran havzı ateşten bade.
Ne kadar gamlı bu akşam vakti
Bakışın benzemiyor mutade.
Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar
Dalmış üstündeki kuşlar yâda.
Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen, gölgelenen dünyada
Büyümek kaçınılmaz bir sondu
Ve ne zaman büyümeye başlasak
Elimizden bir oyuncak alındı
Bir acı tutuşturuldu.
Hüzün her zaman yakamızdaydı.
Kurumuş yapraklardı anı defterlerinde.
Sevgilinin bakışlarındaydı, önlüğündeydi;
Yürüyüşünde, gülüşündeydi hüzün.
Ben ne zaman büyüdüysem vuruldum
Ne zaman büyüyen bir çocuk görsem
Yeniden vurulurum.
Yusuf Alper