"Ağlamak nasıl bir şey biliyor musun Anka kuşunun küllerinden yeniden doğması gibi bişey ağlamak arınmak Gülşah ağla ve arın ağla ve kurtul geçmişin yüklerinden"
Ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını aksine beni tazelediğini düşünüyorum o an, gözyaşlarıma izin veriyorum bir süre daha akıyor yanaklarıma onlarla mücadele etmeyi bırakınca ben bu sefer kendiliğinden duruyor duruluyor.
“Adalia gelene kadar Arın da böyleydi, sonra düzeldi.”
“Senin düzelmen için kimin gelmesi gerekiyor?”
“Kimsenin gelmemesi!”
Kimsenin gelmesi gerekmiyordu, benim nihayet seni bulmam gerekiyordu.
“Bunu yapmadı,” dedi Arın başını iki yana sallayarak. “O kadar ileri gitmedi.”
“Bir şey söyleyin!”
Sessizlik devam etti.
Arın, Daren’e doğru ilerledi.
“Göster!” dedi.
“Bırak Arın,” diye bağırdı. “Olan oldu! Korunması gerekenler korundu!”
“Göster!”
Daren bıkkın bir nefes verip gömleğini isteksiz bir şekilde üzerinden çıkardı. Başını aşağıya doğru eğdi, omuzları düştü. Ağır ağır görebileceği şekilde ona sırtını döndü. Arın ona bakarken o okyanusun altında kaldığımızı biliyordum. Gözümün önünden bir çok kare gelip geçti. Daren’in yaralarla dolu sırtını görmüştüm, annesinin yaptığı işkencelerden bahsetmişti ama babasının yaptıklarına sıra gelmemişti. Kalbimin ortadan ikiye kesildiğini hissettim.

“Bugün yeterince güç gösterisine tanık oldum Nova. Arın, Sina, Sonay bile… şimdi de sen. Herkes sihir yapmak için benim güçsüz kalmamı bekliyormuş anlaşılan.”