"Çok geç oldu, erkenden."
Kitabı tek bir cümle ile özetlemem gerekseydi, kesinlikle kitaptan alıntıladığım bu cümle ile olurdu. Bu cümlenin derinliği ve ağırlığı insan üzerinde büyük etki yaratıyor.
Kitabımızın ana karakteri Antonio. Antonio'nun anılarını okumak için 80'li yıllara gidiyoruz. Diğer karakterler anne, baba, doktor ve bir kaç arkadaş. Tabi temelde olaylar baba ve oğul üzerinden ilerliyor, diğerleri ayırntıları güçlendiriyor sadece. Anne babası o küçükken boşanan Antonio 15 yaşında nöbet geçirmeye başlar ve üç yıllık bir tedavi süreci yaşar. Sürecin sonunda ise tedaviyi bitirmeden önce son bir testten geçmesi ve iki gün boyunca uyumaması gerekir. Babası ile birlikte yaşadığı bu iki gün gerçek bir uyanıklık haline dönüşür diyebiliriz. Babası ile vakit geçirmek babasını ne kadar az ve belki de yanlış tanıdığı hissine sebep olurken diğer yandan da annesi ile ilgili de görmek istemediği gerçekler olduğunu farkeder. Tabi şunu belirtmek gerek ki konular çok da detaylandırılmıyor, neden ayrılık yaşandı, baba neler hissetti bunlar çok da derinleşmeden veriliyor. Antonio'nun yaşadığı uyanma hissi herşeyi bilmekten değil babasının içindeki adamı tanımak ve onu anlamaktan kaynaklanıyor. Kitabı aslında bu kadar etkileyici ve sarsıcı yapan şey bence birşeyleri anlamanın kaderi değiştirmeye gücünün olmaması. Kader her zaman bizden büyüktür, zaman ise bizden hızlı... O yüzden bir gün "çok geç oldu, erkenden" hissine kapılmamak için anı iyi değerlendirmeli, sevdiklerimizi gerçekten hak ettikleri gibi sevmeliyiz.
Kaybettikten sonra kıymetini bilmek mi yoksa kıymetini bildikten sonra kaybetmek mi daha çok acı verir insana? Sizce hangisi daha zor...
Anlatımı sade, akıcı, olayların oluşuna baktığınızda sabit ritimli bir kitap. Güzel bulsam da övüldüğü kadar büyük bir