• Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşım.
    Limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum son bir kez daha
    Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma.
  • "Esmer elliler iyi yüreklidir,der bir arkadaşım"
  • Bir arkadaşım bugün çıldırdı ses kısılmasına ne iyi gelir acaba?
  • "Bizim bölükte Beter Osman derler, sizden iyi olmasın, gayet candan ve gayetle becerikli bir arkadaşım vardı. Onbaşı imtihanına girmek istememişti de,
    – Dellenme Osman, demiştim, ne buyurmuş atalarımız: “Bizim memlekette baş ol da istersen soğan başı ol!” demişler.
    Ne dese iyi:
    – Senin dediğin eskidenmiş avanak, şimdiki zamanda rahat etmek için ne baş, ne de kıç olunacak ve de gölgeni bile göstermeden yaşayacaksın.
    Dediği akla gidip bir fiske yemeden tezkereyi aldı. Askerlikten sonra ne edeceğim, ne iş tutacağım diye düşünürdüm de, bana,
    – Tatlı canını sıkma arkadaş, derdi, Allaha çok şükür bu memleketin aptalı gayetle bereketlidir; kurban olduğum Rabbim, bir açıkgöz kulunu beslesin diye onbin aptal yaratmıştır [...]"
  • Son incelememi tabi ki Oğuz Atay'ın kitabıyla yapacağım.
    Bütün kitaplarını bitirmiş bulundum.
    Hepsinin genel olarak incelemesini burada yapacağım.

    Ama bundan önce benim Atay'la tanışmama sebep olan, Tutunamayanlar kitabını okumam için bana veren, yakın arkadaşım Fîlankes'e çok teşekkür ederim.

    Tutunamayanlar ile başlayan Atay hikayesi, Tehlikeli Oyunlar kitabı ile son olmuş bulundu.
    Kendimi berbat hissediyorum.
    Bencilce ama bütün yazdıklarını kendime saklayabilmeyi çok isterdim.
    Kendisini diğer okuyucularından kıskanıyorum.
    Ah ! Yaşasaydı...
    Zaten kimi sevsem ya ölü ya da ölüyor.
    Ne çelişki ama !

    Neyse konuya bağlı kalmaya çalışacağım :D

    Kitaplarının genelinde ölüm duygusu hakim.
    Gerçekçi yazıyor.
    Nedir bu gerçek ?
    Anlaşılamayan aydın sınıfını, öğretim üyelerini, eğitim sistemini, bireylerin ruhsal çelişkilerini(...) konu edinir kitapları.
    Ve bunu ironiyi kullanarak anlatır.
    Bu kitaplarının en önemli odağıdır, bence.

    Sizlere bazı alıntıları karşılaştırarak bir çıkarımda bulunacağım:

    》Korkuyu Beklerken kitabından;

    " Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. Inanmazdım. Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde. "

    》 Eylembilim kitabından;

    " Elbette ölüm, yani bizim tanımlamaya çalıştığımız
    intihar eylemi, kendini yetiştirenlerin eylemidir. "

    》 Tutunamayanlar kitabından;

    " Beni de öldürmelerini istiyorum artık. Çünkü, artık olduğum gibi kalmaya dayanmıyorum. "

    》 Oyunlarla Yaşayanlar kitabından;

    " Neden bahçeye bakıyorum , biliyor musun ? Ölümü seyrediyorum. "

    》 Günlük kitabından;

    " Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. "

    》 Tehlikeli Oyunlar kitabından;

    " Ölmek istiyorum. Güzel kalmak için yapabileceğim tek hareket bu."

    ( Bir bilim Adamının Romanı kitabı biyografi olduğu için onu dahil etmeyeceğim. )

    Bu alıntıları okuyan kişi, yazarın büyük bir bunalımda olduğuna inanmaktan başka çaresi kalmaz.
    Çünkü gerçekten de görünüşte öyledir. Eğer kitaplarında mizahı odak almadan yazsaydı, insan psikolojisini bozuyor, diyebilirdik.
    Ama en umutsuz cümlelerinde bile bir umut barındırıyor.
    Her şeye rağmen yaşama olan bağlılığını hissettim okurken.
    Eğer ölüm üzerinde bu kadar durmasaydı belki de bu kadar sevmezdim Atay'ı.
    Bilinmez...

    Tehlikeli Oyunlar kitabına baktığımızda,
    Hikmet Benol’un intiharının edebi bir intihar olduğunu, hayatı boyunca oynadığı bütün oyunların (anlatıyı olası kılan bütün oyunların) zorunlu bir getirisi olarak intihar ettiği sonucuna varabiliriz.
    Hikmet Benol’a benzer olarak Selim Işık'ı da gösterebiliriz.
    O da intihar ediyor.
    Bu iki karakterinin de intihar etmesi oyunun bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
    Tehlikeli Oyunlar kitabında durmadan ' doğru anlaşılma ' kaygısını taşıyor, Hikmet Benol.
    Aslında bu yazarın kaygısıdır.


    Atay, bu kaygısını (kendisine yöneltilebilecek bütün
    eleştirileri) metnin içinde geçersizleştirir. Romanını da, duyarsız ve kötü okura
    getirilebilecek en sert eleştiriyle sonlandırır:
    "Hava kararıyordu. Köşeden
    genç bir kızla bir adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. ‘Bana kalırsa film biraz karışıktı,’ dedi genç adam. ‘Bazı yerini anlamadım.’
    ‘Canım,’ dedi kız, ‘Sonunda çocuk ölüyor işte.’
    ‘Aptal,’ dedi delikanlı, ‘O kadarını biz de anladık. "

    Romanlarından yükselen gürültü onu ve kitaplarının ' yanlış anlaşılmasına ' yol açan etkenlerden biridir.
    Ama bu gürültü; söylem katmanlarının birbirinin üstüne devrilmesinden, hiç birinin bir diğerini dinlememesinden kaynaklanır.
    Bu gerilim taşıyan ortamda dillendirilen söylemlerin dayandığı herhangi bir doğruluk zemini yoktur.
    Bu anlatıyı üst noktaya taşır.
    Bu ' anlaşılamama ' sorunu ( ortak sembolik düzenin dilini
    kullanamamaları ) onların yeni bir dil oluşturma çabası içine girmelerine yol açar.
    Bu da onlarda ' deliliğin ' oluşmasına zemin hazırlar.
    Tutunamayanlar’da da Tehlikeli
    Oyunlar’da da delilik motifi, bu yeni dil arayışının anlatımıdır.
    Delilik, sembolik düzenin kuşatıcı dilini kendine özgü bir dil yaratarak aşma, böylece; kendi aşkın konumunu aşkın bir dille temsil etme gücünü potansiyel olarak içinde barındırmak istemelerinden doğar.


    Atay'ın kitaplarını okurken aklımda beliren sorulardan biri de:
    Bu insan mizahı nasıl bu kadar iyi kullanabilir ?
    Hayatı alaya almak/ almaya çalışmak acı çeken veya acı çekmekte olan bir ruhun belirtisidir.
    Bunu kendi içinde tamamlayıp, anlayıp edebiyatına yansıtması onda nasıl bir ruhun oluşmasına sebebiyet vermiştir ?
    Deliliğin sınırlarında dolaştığı söylenebilir mi ?
    Bilinmez...

    Yazdığı her yazı onu ruhunun tercümesi niteliğinde.
    Dikkatli okuyucuları bu detayı farketmiştir, sanıyorum.

    " Hayatım hayatımın romanıdır, " diyor.
    Aklıma Aliya Izzetbegoviç'in sözleri geliyor:

    " ...hiç kimse başka birinin elemini tasvir etmemiştir, bu mümkün de değildir. Her yazarın tasvir ettiği elem kendisinindir; geçmişte veya gelecekte olabilir, fakat başka birine değil, sadece kendisine aittir. Bu anlamda her roman, esas kısmı itibariyle otobiyografiktir. "

    Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Atay...
    Hoşçakalın !
  • ''Hayatı ve ölümü yaratan'' Allah'ın adıyla...

    Ne kadar insanın neşesini kaçıran, içini karartan bir gerçeklik değil mi ''ölüm'' ?

    Akşam ölsem, ertesi gün öğleye bir çukurda tek başımayım!..

    ''Bir beyin cerrahının ölümle yaşam arasındaki keskin sınırlarını, kabullenişlerini ve uç noktalarını en sinsi hastalık olan kanserle mücadelesine şahit oluyorsunuz...

    Bu kitap aslında bir vasiyet... Bir babanın ölüme giderken bebeğine, biricik kızına bırakabileceği onun nasıl birisi olduğunu bilmesi için varolmuş bir “gerçeklik” bu iki paragrafı arkadaşım Pınar'ın incelemsinde görünce kitabı okumak istedim.

    ''Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?'' NFK

    Hayatımız hep bir şeyleri merak etmekle geçiyor. Çocukken büyümeyi, okulu, ''karne notlarını'',ehliyet sınavını, üniversite, KPSS sonuçlarını, askerlik, evlilik, doğum sancısı ve doğum..derken hepsi tecrübe edildikten sonra, asıl ve biricik merak kalıyor, hep ötelediğimiz : ölüm ve ötesi !

    Hamile kadının karnını elips şeklindeki dünyaya benzetmişimdir. O dünyada bir canlı, dışarıdan hiç bir gücün dahli olmaksızın şekil alıyor, gözler, kulaklar, ağız, beyin...iskelete damarlar, et, deri giydiriliyor.

    ''Vakti gelince de'' o dünyadan bu dünyaya doğuyor. Orada zi-şuur olsa ona dense ki, senin bu yaşadığın dünya ile kıyas edilemeyecek kadar farklı ve çok güzel bir yaşam biçimi daha var; hayal bile edemez.

    Ve an geliyor bu dünyadan bir başka dünyaya doğmaya sıra geliyor ve adı : ölüm. İnsan tohumu toprağa ekiliyor, yeniden biteceği günü bekliyor.

    Ateist doktor, kadavrada ruhu arıyor ve Tanrı yok işte diye inkâr ederken, iman etmiş doktor, işte diyor, ruh gerçekliği olmayınca insan böyle et kemik yığını...Ruhu yaratan ve bu bedende enerji gibi tutan Allah, şimdi onu çıkardı...

    Biliyorum uzun incelemelerin talibi pek yok ve yine biliyorum, kendimi durdurmasam, bu inceleme kısa bir kitapçık olur. Zamanım sınırlı olduğu için redakte etmeksizin yayınlayıp, meşguliyetime dönmem gerekiyor.

    Yine arkadaşımın incelemesindeki ''yazarın eşinden TED konuşması'' ile noktalarken, derim ki; herkesin okuması gereken eserlerden...

    https://www.ted.com/..._reality?language=tr