Bi hevesli hevesli, ballandıra ballandıra övülen kitaplardan biri daha. Bakalım övdükleri kadar var mı?
Hikaye 2 adamın alkollü halde yasadışı av gezintisine çıkışıyla başlıyor. Bu adamları ben niye okuyorum? Orta yaş sendromuna girmiş, sapık tipleri andırıyor diye düşünürken pat 30 boş sayfa ile karşılaşıyorum üstelik yırtılmış. Tamamen baskı hatası.
Neyseki okuyan arkadaşım var ve onu arayıp o arada neler olduğunu üç cümleyle bana anlatınca, 30 sayfanın sadece betimlemeden oluştuğunu anlıyoruz. Kayıp değilmiş.
Derken sahneye arka kapağın vaat ettiği o şapşal gençler giriyor. Tuzaklarla dolu, kabuslarımla kapışır mekan düzeniyle hepsinin ruhuna Fatiha okuyoruz. Korktuk mu? Nayır.
Sonra sahneye tüm bedeni korkunç derecede bozulmuş bir kadın giriyor. Ve bu kadın, o grupta hayatta bıraktığı tek kişiyi alıp götürüyor. Merak etmeyin yamyam değil. Rapunzel konseptine uyan şeyler yapıyor.
Aslında orijinal Grimm masallarınınhiçbir versiyonu mutlu değil. Aksine hepsi korku doludur. Aslında yazarın yaptığı orijinaline uygun olarak yeni nesil uyarlama yapmak olmuş. Korkmadım, gerilmedim ama tiksindim. Hele o avcı... İğrenç şey.
Sonuç: övdükleri kadar yok. Beğenmedim. O kanlı sahneleri okurken muffin yiyordum haberiniz olsun.
Tiksinti oluşturmak amacıyla yazılmışsa doğru yolda.
Saçma sapan da bitti zaten. İyice sinir oldum. Seri birbirinden bağımsız ama yine de okumayacağım. Bu arada +25 üzeri okusa daha iyi olur.
RapunzelLouis-Pier Sicard · Dokuz Yayınları · 2025225 okunma
Selamlarrrr
Bugün sizlere çok merak ettiğim bir serinin ilk kitabıyla geldim. Özellikle bana yakın arkadaşım övdüğü için daha çok merak ediyordum seriyi. Haksız da sayılmazmış her bir sahnesine bayıla bayıla, düşe düşe okudum. Hele bir erkek karakterimiz var üffff Neyse tamam o beye ilerleyen satırlarda düşeceğiz zaten şimdiden cok yükselmeyip kitabın konusuna girelim birazcık.
Lariasa annesi ve kardeşiyle 16. yy da yaşayan genç bir kadındır. Annesi bir şifacı olarak yıllarca insanların dertlerine hiçbir karşılık istemeden çare olmuştur. Ama babasının ölümünden sonra iki çocuğuna bakabilmek için köylülerden ufak tefek istekleri olmuştur. Daha önce karşılıksız yapılan işler, şimdi karşılığa dönünce köy halkı tarafından mimlenirler. Ve annesi cadı olarak adlandırılır tüm aile bir zindana kapatılarak türlü işkencelere maruz bırakırlar. En son, radde ise cadı avında hepsinin yakılması olacaktır. Tam yakılma anında Larina'nın çığlığıyla bambaşka bir evrene ve yüzyıla ışınlanıyoruz. Gözlerimizi açtığımızda ise hiç bilmediğimiz bir adamın kollarındayız. (Hiç bırakmasanız olur mu pek sevdik yerimizi de)
As Valor Jarlan.. düşmüş krallığın kendini canavar olarak gören Prens'i.. (Bahtımıza düşeni gördünüz mü prens kendisi)
Larina bu dünyada hem ailesini arayıp hem de kendisinin neden buraya getirildiğini çözmeye çalışır. Hiç bilmediği geçmiş ise kendisini derinden sarsacaktır. Özellikle oluşturulan evren, güçler, anlatılan yaratıklar ve lanetler o kadar farklı ve enteresandı ki ben çok sevdim. As' ın gücünü Larina için kontrol etme çabasına mest oldum. Bakın bu kitapta öyle bir erkek karakter okuyoruz ki hem "bunu sana kim yaptı erkeği" hem "kıskanç" hemde kadın karaktere bebek gibi davranıyor. (Daha Allah'tan belamızı mı isteyelim ) bakın çok net söylüyorum benim kitapta As
Tılsım ve Sis 1Seda Lena · Guardian Yayınları · 2025104 okunma
Okurken hem gülümsedim hem de içim bir garip oldu. Kevin Wilson’ın anlatımı çok samimi; sanki bir arkadaşım bana başından geçen tuhaf ama bir o kadar da gerçek hissettiren bir hikâyeyi anlatıyormuş gibi. Gençlik romanı deniyor ama bence yetişkinliğe geçiş sancılarını da çok iyi yakalıyor.
Ana karakterin hayatla kurduğu mesafeli, biraz umursamaz ama aslında kırılgan tavrı bana oldukça gerçekçi geldi. Özellikle “bir yere ait olamama” hissi kitap boyunca çok net. Ergenliğin o karmaşık ruh hali, saçma kararlar ve sonradan gelen pişmanlıklar iyi yansıtılmış.
Ancak hikâye ilerledikçe bazı olaylar bana biraz havada kalmış gibi geldi. Başta merak uyandıran gizem unsuru sonlara doğru beklediğim kadar güçlü bir etki yaratmadı. Tempo yer yer düşüyor ve bazı sahneler gereğinden fazla uzatılmış hissi veriyor.
Yine de dili akıcı, diyalogları doğal ve karakterleri sıcak. Büyük bir aksiyon ya da çarpıcı bir final beklemeden, daha çok karakterlerin iç dünyasına odaklanan bir gençlik romanı okumak isteyenler için uygun. Benim için keyifli ama “unutulmaz” diyemeyeceğim bir kitaptı.
Paniğe Mahal YokKevin Wilson · Domingo Yayınları · 2024176 okunma
𝕸𝖊𝖗𝖍𝖆𝖇𝖆 𝕬𝖗𝖐𝖆𝖉𝖆𝖘̧𝖑𝖆𝖗
Herkese hayırlı bereketli bir RAMAZAN diliyorum.Tuttuğumuz oruçlar ve ettiğimiz dualar kabul olsun inşAllah şimdiden...
Bugün size Yabancı Yayınları ‘dan çıkan kalemine hayran kaldığım @amy.harmon.author ‘nın #tersyüz kitabının yorumu ile geldim...
#kitapözeti
Güzel ya da çirkin olmamızı belirleyen unsurlar neydi? Neden çilli, şişman, sivilceli ya da kısa boylu olan kızlar çirkin oluyor?
Doğanın kanunu mu bu?
Ya da biz neden bu tür algıların oluşmasına izin veriyoruz.Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi.Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a aşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar.
Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikayesi.Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikayesi.Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın güzel ve çirkini...
#kitaphakkındadüşüncelerim
Kitabı o kadar çok sevdim ki anlatmaya kelimeler yetmiyor.
Kesinlikle okuyup bir kenara koyacağınız türden değil, her zaman hatırlayıp tekrar okumak isteyeceğiniz bir kitap.Canım arkadaşım @gulbooklist bana tavsiyesi ile bende size gözüm kapalı tavsiye ediyorum pişman olmayacaksınız...
@amy.harmon.author you are a wonderful writer...
#alıntılar
✿ “Herkes birileri için ana
TersyüzAmy Harmon · Yabancı Yayınları · 20172,504 okunma
Bazen çocuklarımıza sabahları kıyafet giydirmek bile upuzun bir mücadeleye dönüşebiliyor, değil mi? Ama minik bir ahtapot olduğunuzu ve her sabah sekiz kollu bir kazak giymek, sekiz ayrı eldiven takmak zorunda olduğunuzu hayal edin!
Sara Şahinkanat’ın naif diliyle hayat bulan Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor, minik Nino’nun kendi bedeninden ve ahtapot olmanın getirdiği karmaşadan sıkılma hikayesini anlatıyor. O, denizlerin pürüzsüzce süzülen diğer canlılarına özenirken, aslında sahip olduğu sekiz kolun ne kadar büyük bir mucize ve başkalarına şifa veren bir güç olduğunun henüz farkında değil.
Çocuklarınızın "Ben neden arkadaşım gibi değilim?", "Neden benim bu özelliğim var?" diye sorduğu o büyüme sancılarında, kendi benzersizliğini fark etmesini ve kendini olduğu gibi sarıp sarmalamasını sağlıyor.
Biz ebeveynler içinse satır araları muazzam bir ayna: Hayatın koşturmacasında bazen biz de sırtımızdaki sorumlulukların ağırlığından, "her şeye yetişmeye çalışan o sekiz kolumuzdan" yorulmuyor muyuz? Kendimizi başkalarının kusursuz görünen hayatlarıyla kıyaslarken bulmuyor muyuz? Nino bize, taşıdığımız tüm o yüklerin ve bizi biz yapan özelliklerin aslında hayatın içinde ne kadar değerli bağlar kurduğunu fısıldıyor. Kendimizi eksikliklerimizle, fazlalıklarımızla kabul etmenin şifasını hatırlatıyor.
SAKLI | LAL FİGAN SERİSİ
Normalde yapmayı pek tercih etmediğim bir şey yapıp, peş peşe benzer kurgular okuma riskini göze alarak başladığım bir kitabın yorumuyla geldim. Canım arkadaşım o kadar çok ısrar etti ki, "Mutlaka oku, kesinlikle seveceksin!" diye, daha fazla dayanamayıp bu seriyi listemde bir tık öne çektim.
Ve iyi ki de öyle yapmışım diyorum! Tahmin edemeyeceğim kadar çok sevdim bu seriyi. Korktuğum şey başıma gelmedi; okurken tek bir an bile sıkılmadım, aksine sayfalar akıp gitti.
Gelelim beni benden alan karakterlere...
Erva: Canım benim, sen ne güzel sevdin öyle? Yerim senin o hallerini! Ama seni okurken o kadar sinirlendim ki anlatamam. Yahu sen kör müsün? Yanındaki, "arkadaşım" dediğin insanı hiç mi tanıyamadın? Bir insan bu kadar mı insan sarrafı olamaz... Neyse, sakin kalıyorum çünkü neticede en sonunda gerçekler ortaya çıktı.
Doru Demir: Kitabın bir yerinde ağzının ortasına şöyle okkalı bir tokat yapıştırmak istemedim değil... Neyse ki sonradan o istek geçti de seni sevebildim. Başlarda Ceylin ile sevgili olman beni deli etse de, arkasındaki nedenler ortaya çıkınca içime kocaman bir rahatlama geldi. Ama kabul et, sen de biraz körsün; insan yanı başındakini fark edemez mi?
Ceylin: Sana kitap boyunca katlanabildiğim, sevdiğim tek bir an bile olmadı! Sen nasıl bir arkadaşsın? Gerçi sana arkadaş demeye bin şahit ister ya... Seni elime geçirsem sağa sola fırlatmak, saçını başını yolup bir güzel dövmek isterdim. Kötülük iliklerine kadar işlemiş resmen. Neyse, hak ettiğini bulacaksın, inanıyorum!
Genel Düşüncelerim
Kitabı genel hatlarıyla çok ama çok sevdim. Özellikle günlük detayına kelimenin tam anlamıyla bayıldım! Günlükleri okumak o kadar eğlenceli ve güzeldi ki, "Keşke biraz daha uzun olsaydı," demekten kendimi alamadım. Kitabın sonunda Erva