Anlamlı bir hayat yaşadıktan sonra ne kadar yaşadığımızın bir önemi yok. Bana kalırsa insan yaşamının temel gayesi de bu kadar basit. Gece uyurken dingin hissettirecek, sabah uyanırken direnç ve enerji verecek duyguyu yakalamak. Yani yaşama tutunacağımız bir anlam yaratmak, dünyadaki yerimizin izini sürmek ve yaşama sebebimizi bulmak, kısaca yaşam dokuyabilmek.
Virgül kullanılmayan bir romandı. Ben de virgül koymak istemiyordum. Nedenini açıklayayım: Virgüller atılan adımlara benzer. Adımlar da insanı yorar, ben yorulmak istemiyordum, kendimi güçsüz hissettiğim için yürümek değil, oturup aşağıya doğru kaymak istiyordum.
Roman çıktığında birileri bana, "Eğer daha mutlu olsaydın daha güzel bir hikaye yazardın," dedi. Doğru olduğunu düşündüğüm için sesimi çıkarmadım. Evet, doğruydu, ama benim isteğim daha az mutsuz olmak değildi, mutsuzluğuma rağmen yazabilmekti; ona aldırmadan ama yazdığım şeyleri bulanık duruma getirmesine ve hasta etmesine izin vermeden yazabilmekti. Bunu başarmak için mutsuzluğun içimizde gözyaşı ve sıkıntılarla yüklü bir sorun değil, mutlak, sert ve ölümcül bir bilinç olması gerekir.
İnsanın, başkalarının ne yaptığını tahmin etmek için her zaman nasıl uğraştığını ve gerçeği anlamak için her zaman nasıl eziyet çektiğini ve tıpkı bir körün karanlık dünyasında yaptığı gibi duvar ve eşyaları yoklayarak hareket ettiğini düşündüm.