Üzüntümüzü paylaşmamıza rağmen Griffle hiç yakınlaşmıyorduk. Birbirimizden kopmuş gibiydik. İkimiz de kendi dünyalarımızda yapayalnızdık ve ben elimi uzatıp ona doğru bir şekilde ulaşmanın yolunu bilmiyordum. Hep benim yanımdaydı ama her zaman kilometrelerce uzaktaydı.
Müzik sadece müzik değildi; o bir büyüydü. O, varlığından haberdar olmadığınız duyguları açığa çıkarabilir, tamamen öldüğünü sandığınız hislerinize hayat öpücüğü kondurabilirdi.
Ayrıca müzik, bir zaman yolculuğu gibiydi. Sizi geçmişte başka zamanlara ve mekanlara taşıyabilirdi. Hem de bunu öyle de taylı yapardı ki, çoktan eskiyip gitmiş spor ayakkabılarınızın üzerindeki desenleri görebilir, ağaçların arasından uçup gitmiş kuşların ötüşünü duyabilir, hatta geçen yaz patates cipslerinin üzerine döktüğünüz sosun kokusunu bile alabilirdiniz.