İdam mahkûmunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman Tanrım, bu nasıl gerçek böyle! Bu nasıl gerçek! İnsan ne alçakça yaratıkmış!
Hayat kısadır.
Biraz hayal,
Biraz aşk,
Ve sonra Allah'a ısmarladık.
Hayat boştur.
Biraz kin,
Biraz ümit,
Ve sonra Allah'a ısmarladık.
Paul Verlaine (Atatürk'ün çevirisiyle)
Aslında düşünmek de istemiyordu. Düşünce denen şeyi kovmuştu kafasından; acu veriyordu düşünceleri ona. Bildiği, hissettiği bir tek şey vardı: Şöyle ya da böyle, her şey değişmeliydi; umutsuzlukla, tuhaf biri inançla ve kararlılıkla, "Değişsin de, nasıl değişirse değişsin." diye tekrarlayıp duruyordu.