Mutsuz olduğum kadar mutluyum

Bir ırmak­ta iki kez yıkanamayacağını bilen Yunanlıların, bir dönüş fikrine inanmaları mümkün olabilir miydi zaten? Odysseus, kalmak üzere değil, yeniden yollara koyulmak üzere döner geriye. Odysseia, aynı anda hem ereksel hem de ereksiz, hem başarılı hem de beyhude bir hareketin öyküsüdür. Hukuk tarihinin öyküsü de bundan başka ne olabilir ki?
Sayfa 158·Kitabı okudu
Reklam
Hanna’nın suçunu hem anlamak hem de mahkûm etmek istiyordum. Ama buna izin vermeyecek kadar korkunç bir suçtu bu. Onu anlamaya çalıştığım zaman, gerektiği gibi mahkûm edemeyeceğim hissine kapılıyordum. Gerektiği gi­ bi mahkûm ettiğim zaman da anlamaya hiç yer kalmıyordu. Ama Hanna'yı anlamak da istiyordum aynı zamanda, onu anlamamak, Hanna’ya bir kez daha ihanet etmek demekti. Bu sorunun üstesinden gelemedim. Her ikisini de başarmak istiyordum: hem anlamak hem de mahkûm etmek. Ama iki­sini de beceremedim.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Neyi anlayacaksınız ki? insanla­rın tutkuları yüzünden öldürmelerini, aşk ya da nefret yü­zünden, şeref ya da intikam için öldürmelerini anlıyor mu­sunuz?” Başımı, “evet” anlamında salladım. “O halde zengin ya da güçlü olmak için cinayet işlenebil­mesini de anlıyorsunuz? Savaşta ya da bir devrim sırasında öldürmeyi de?” Başımı sallayarak onayladım yine. “Ama...” “Ama kamplarda katledilenler, katillerine hiçbir şey yap­mamışlardı değil mi? Söylemek istediğiniz bu mu? Nefret duymaları için hiçbir neden, üstelik ortada bir savaş olmadı­ğını mı söylemek istiyorsunuz?” Bu kez baş sallamak istemedim. Söyledikleri doğruydu, ama söyleyiş tarzı değil. “Haklısınız, bir savaş da yoktu, nefret duymaları için bir neden de. Ama cellat da idam mahkûmundan nefret etmez, yine de asar onu. Ona böyle emredildiği için mi? Böyle emredildiği için mi yaptığını düşünüyorsunuz? Şu anda si­ze emir ve itaatten söz ettiğimi, kamplardaki muhafızların emirlere itaat etmek zorunda olduklarını anlatmak istedi­ğimi mi sanıyorsunuz?” Aşağılayıcı bir tavırla güldü. “Ha­yır, ne emirden ne de itaatten söz ediyorum. Celladın yaptı­ğı emirleri yerine getirmek değildir. İşini yapar o, astığı in­ sanlardan nefret etmez, onlardan intikam almaz, yoluna çık­tıkları, kendisini tehdit ettikleri ya da saldırdıkları için öl­dürmez onları. O insanlar celladın umurunda bile değildir. Öylesine umursamaz ki, öldürebilir de, öldürmeyebilir de.” Bana baktı. “Hiçbir itirazınız yok mu? Söyleyin haydi, hiç­ bir insanın böylesine umursanmamayı hakketmediğini söy­leyin. Böyle öğrenmediniz mi? İnsan suretine bürünmüş her şeyle dayanışmak gerektiğini öğrenmediniz mi? Ya insan onurunu? Yaşam hakkına saygı göstermeyi?”
Sayfa 130·Kitabı okudu
ve katliamı canlandıran ne kadar az resim bulunduğunu, ne denli cılız bir görsellikle yetindiğimizi fark ediyorum. Auschwitz’deki kitabeli girişi, yatak niyetine kullanılan, çok kat­lı tahta kerevetleri, saç, gözlük ve bavul yığınlarını, Birkenau’nun girişindeki kuleli binayı, binanın kanat kapılarını ve tren girişleri için kullanılan ana kapısını ve Amerikalıla­rın bulup, fotoğrafladıkları Bergen-Belsen’deki ceset yığın­larını tanıyorduk. Bazı tutsakların yazdıklarını biliyorduk, ama bu metinlerin çoğu savaştan hemen sonra yayınlanmış­tı ve yeni baskıları da ancak seksenli yıllarda yapılabildi, ara­ da geçen dönemdeyse yayınevlerinin programlarında kendi­lerine yer bulamadılar. Bugün bu konuyla ilgili öylesine çok kitap ve film var ki, toplama kamplarının dünyası, paylaşı­ lan gerçekliği tamamlayan ortak imgelemin bir parçası oldu. İmgelem, bu dünyayı tanıyor artık ve Holocaust adlı televiz­ yon dizisinden, Sophie’nitı Seçimi ve özellikle de Schindler’in Listesi gibi sinema filmlerinden beri bu dünyada devinebili­yor aynı zamanda: Yalnızca algılamakla kalmıyor, algıladığı bu dünyayı bütünleyip ayrıntılarla bezeyebiliyor. O zaman­lar hareketsizdi imgelem; devinimi, kamplardaki dünyanın yarattığı sarsıntıya yakıştıramıyordu. Müttefik güçlerin çek­tiği fotoğraflar ve tutsakların anlattıkları sayesinde edindiği birkaç resme tekrar tekrar bakıp duruyordu, ta ki bu resim­ler donarak birer klişeye dönüşene kadar.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Ne yapmalıydı? Ona yeni bir hayat perspektifi göstermeden, hayatının yalanını elin­den almaya hakkım var mıydı?
Sayfa 124·Kitabı okudu