Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, İhsan Oktay Anar’ın çerçeve anlatı tekniğiyle kurguladığı bir eserdir. Ana çerçevede racon kesen kabadayı Apturrahman ile Ölüm’ün oyunu başlar, kabadayı kaybeder. Ölüm ardından Cezzar Dede’yle hikâye anlatma oyununa girişir: Her hikâye için Cezzar Dede’ye bir saat daha hayat tanınır. Bu sırada Uzun İhsan’ın peşinde Selam Mahallesi’nden Firdevs Mahallesi’ne uzanan bir mahalle mahalle kovalamaca yaşanır. Hikâyeler korku, din, aşk ve cennet temaları etrafında döner.
Güneşli Günler: Karanlık bir yatılı okulda geçer. Işıktan mustarip “Kont” lakaplı vampir müdür ve “Sağır” lakaplı saplantılı resim hocası, kırmızı yanaklı yetenekli çocuk Alyanak’ın kanını emer. Eğitim eleştirisi, çirkinlik-güzellik çatışması ve karanlık atmosferle güçlü bir korku hikâyesidir.
Bidaz’ın Laneti: Define arayan, kaynanası ve karısıyla yaşayan bir adamın hikâyesi. Bidaz adlı lanetli bir hazineyi bulmanın ironik ve komik sonuçları işlenir; hazine hülyaları ve aile içi dinamikler mizahla harmanlanır.
Bir Hac Ziyareti: Hac niyetiyle yola çıkan bir imamın beklenmedik maceraları. Hac yolculuğu mistik ve ironik diyarlara uzanır, dini ritüeller ve insan halleri sorgulanır.
Dünya Tarihi (Ölüm anlatır): Tarih ve felsefe katmanlarıyla örülü geniş bir anlatı. İnsanlık tarihini Anar’ın özgün üslubuyla yeniden yorumlar; büyük resimde bireysel dramlar ve ironiler yer alır.
Ezine Canavarı: Ezine’de geçen canavarlı bir korku/gerilim öyküsü. Yerel efsaneler, canavar avı ve toplumsal panik unsurlarıyla çerçeve hikâyeye bağlanır.
Hırsızın Aşkı: Bir hırsızın tutkulu aşk macerası. Aşkın çalma, sahip olma ve kayıp temalarıyla işlendiği, mizah ve duygusallığın iç içe geçtiği bir hikâyedir.
Şarap ve Ekmek: Dini simgelerle örülü, mistik ve ironik bir anlatı. Manevi arayış, inanç ve maddesellik
Byung-Chul Han, günümüz toplumunun her köşesine sızan genel bir acı korkusunu, yani algofobiyi derinlemesine inceliyor. Yazar, modern insanın acı toleransının hızla düştüğünü ve her türlü rahatsız edici durumun sürekli bir anestezi altına alındığını anlatıyor. Sanattan siyasete kadar her alanın "beğendim" kültürüyle düzleştirildiğini ve acı verebilecek her türlü keskin kenarın veya çelişkinin sistem dışına itildiğini savunuyor.
Neoliberal düzenin, bireyleri mutluluk ve kendini sürekli optimize etme zorlamasıyla birer performans öznesine dönüştürdüğünü belirtiyor. Bu sistem içerisinde özgürlüğün aslında gönüllü bir sömürüye dönüştüğünü ve toplumsal çatışmaların yerini kişisel psikolojik iyileşme çabalarının aldığını vurguluyor. Pandemi süreciyle birlikte hayatın sadece biyolojik bir hayatta kalma çabasına indirgendiğini ve sağlığın en yüce değer haline gelerek diğer tüm insani anlamları gölgelediğini açıklıyor.
Yazar, acının yokluğunda hayatın anlatısal gücünü ve hakikatini yitirdiğini, sadece ölçülebilir verilerden oluşan çıplak bir varoluşa dönüştüğünü hatırlatıyor. Hegel ve Nietzsche gibi düşünürlerin fikirlerine dayanarak, ruhun gelişiminin ve derin bilginin ancak acının sunduğu olumsuzluk ve diyalektik süreçle mümkün olduğunu savunuyor. Sonuç olarak, her türlü acıyı dışlayan bir toplumun sadece "ölememişler" topluluğu yarattığını ve insani derinliğin bu konfor alanında nasıl yok edildiğini gösteriyor.
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,353 okunma