"...bir kez olsun gardımı düşürdüm. Birisinin beni hiçbir art niyet olmadan gerçekten sevdiğini düşündüm. Bir daha bu hatayı asla yapmayacağım."
"İyiliğin bile ölçüsünü öğreniyorsun bir yerden sonra." İnsanlara ne kadar iyilik yaparsanız yapın, yaptığınız iyiliklerde art niyet arayacaklar. Kimse bir şeyi yaparken kalbinizden geldiği için yaptığınıza inanmayacak. Günümüz dünyası menfaate dayalı, bir iyilik yaptığınızda illa menfaatiniz olduğu için yaptığınızı düşünecekler. "Ne kadar iyi olursanız olun, başkalarının düşüncelerine göre yargılanacaksınız." Çok doğru...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Merhabalar.. Az önce Profilinde Mustafa Kemal Atatürk olduğunun farkına varmadan bir hanımefendiyi takibe almıştım, ayrıca olması da beni alakadar eden bir husus değil. Kadın bana sırf bir takip gerekçesi ile saydırmaya başladı, çok şaşırdım açıkçası. Benzer birkaç mesele daha olmuştu. “Kadın” diyorum ya, evet! Kadınlar... Bunu bu zamana kadar sadece kadınlar yaptı, ve bu beni gerçekten çok üzüyor. ​Sosyal medyadaki bu aşırı hassasiyet, insanların muhakeme yeteneğini köreltmiş durumda galiba. Alt tarafı bir takipleşme isteğinden ideolojik bir duruş, gizli bir alt metin ya da bir manifesto çıkarmak gerçekten akıl kârı değil. İnsanların dijital profillerini kutsal bir cephe gibi korumaya çalışıp, ufacık bir etkileşimde hemen “savunma ve saldırı” moduna geçmesi tam bir modern zaman histerisi. ​İşin ironik tarafı, bu fevri ve peşin hükümlü tavrın hep aynı taraftan gelmesi de durumun tesadüf olmadığını gösteriyor. Sormadan, anlamadan, direkt niyet okuyarak saldırgan bir üslup benimsemek sadece iletişim kalitesizliğini değil, derin bir özgüvensizliği de ele veriyor. Karşısındakini tanımadan infaz etmeye bu kadar hevesli, her şeyde bir art niyet arayan bu profil yorucu olmaktan öteye gidemez. En güzeli, bu tarz vizyonsuz çıkışları hiç ciddiye almayıp kendi sığ sularında bırakmak. Selâmetle kalın..
Part 2 - İslam'ın Arefesi
"Her şey ancak bu kadar kötü olabilir!" dedirtecek türden bir karanlığın ortasındayız. İmparatorluk, tarihçilerin deyimiyle "0. Dünya Savaşı" diyebileceğimiz bir savaşın tam ortasına düşmüştü. 602 yılında Sasanilerle başlayan ve 26 yıl boyunca Mezopotamya’dan Anadolu’ya kadae uzanan bu korkunç savaş, kadim iki süper gücü birbirinin gırtlağına sarılmış bir şekilde uçuruma sürüklüyordu. ​Persler, Romalıları art arda ağır yenilgilere uğratmıştı. 614 yılında Kudüs'e girdiklerinde sadece altın değil, Hristiyan dünyasının kalbini de söküp aldılar; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan, Roma’nın en büyük manevi dayanağı olan "Gerçek Haç"ı ve kutsal emanetleri çalıp kendi topraklarına kaçırdılar. 619’da Mısır’ın tahıl depoları Perslerin eline geçmiş, 622’ye gelindiğinde ise Persler Konstantinopolis’in karşı yakasına, Kadıköy'e kadar işgal etmişlerdi. Surlara ise Avarlar dayanmıştı. Şehrin içinde tam bir kıyamet havası hakimdi. Roma’nın cenaze marşını çalıyordu. Slavlar Trakya’yı yağmalıyor, Avarlar surları kuşatıyor, Persler ise boğazın karşısına geçmeye çalışıyorlardı... Roma’nın sonu gelmişti. ​Peki durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Dışarıdan bakıldığında evetti ama iyi bir göz önemli bir ayrıntıyı fark edecektir, fark etti de. Aslında bakılırsa Persler ülkelerinden uzaklaşarak ilk kumarı oynamıştı. Pers ordusu, başkentlerinden binlerce kilometre uzaktaydı ve bu ikmal hattı, bir ağdaki en zayıf bağlantı gibi kırılgandı. Ve en önemlisi Romalıların müthiş bir avantajı vardı: Donanma Gücü. Sasanilerin bir tane bile gemisi yoktu. Onlar karanın efendisiydi, ancak denizler hala Roma’nındı. ​Herakleios, patrikle anlaşıp kilisenin altınlarını, hatta meydandaki heykelleri bile eritip para bastı. Paraların üzerine "DEUS ADIUTA ROMANIS" yani "Tanrım, Romalılara yardım et"
Din
Karakterin art arda gelen kayıplar yüzünden artık yaş tutacak güç kalmadı Olayların sorumlusu olan kişiye (düşmana) karşı içimdeki birikmiş kin ve nefret doluyum …
Ne olacağını kestiremiyorum ama çok sevdiğim bir kız kardeşsin
Bugün biraz kalabalık şekilde çarşıya giderken mesajını görmüştüm. 2-3 kez okudum. Hem şaşırmıştım hem de böyle olumlu beklememiştim. Baya ay geçmişti. İkimizde zor bir dönemden geçiyorduk ve bir şey baya patlak vermişti. Konuşsak da pek ortayı bulamamıştık ki yolları ayırdık. Ama ben onunla kavga etmeyi geçtim bu raddeye gelebileceğimizi ne düşünmüş ne de ihtimal vermiştim: Kırılmıştım sonrasında anlaşılmamıştım. Yine de konuşmayı tercih ederken daha kötü olmuştu ki kopmuştuk. Ondan sonra hiç yazmadım o da yazmadı: Zaten ortada kopma olmuşsa ben hiç yazmazdım. Üzülürdüm vs. ama "Bitti." diyebiliyorsak bitmiştir. Ya da niye başlasın: Başlayacak şeye niye bitti densin? Benim o tarz durumda sonradan yazma gibi bir alışkanlığım yok. Ki kendimde de gerçekten bitirmişsem: Sebep tek başıma bana aitse özür dilemek için yazardım o da yeniden başlasın diye değil. Hata yaptığım ve anladığım, amacımın o yönde olmadığını belli etmek için. Herhangi bir olayın halledebilme süresi benim için en geç 3 gündür. O zamana kadar beklerim sonra beklemem. Bu kim olursa olsun silerim. Bazen değer verdiğin için bir şeyleri sineye çekersin ya, tam orada daha feci kırılırsın. İşte o tarz bir şey olmuştu bana. Bir de onu cidden çok sevip değer vermiştim: İlk kez bir kızla o kadar yakın bağ kurmuştum. Ve pek sosyal değilim. Normal aramalardan nefret ederken görüntülülere hiç tahammülüm olmazdı. Sevmiyordum. Ama onda aynı vakitte kendimize kahve yapmış ve görüntülü ilk buluşmayı gerçekleştirmiştik. Yabancı olduğum bir şeydi ama o buna değerdi ve hiç zorunda hissetmiyordum aksine heyecanlı ve keyifli geçmişti. Zoom' dan seçtiğimiz bir diziyi birlikte izliyorduk. İçerik ona biraz sıkıcı geldi ya da biraz yavaş ilerler gibi. O yüzden bir yerde mayışıyordu. Bu halleri komik ve tatlıydı. Beğenmediyse
Hayata Dair