Şimdiye dek erkek yapımı bir dünyada yaşadık, acı çektik ve öldük. Bu durum öyle yaygın, öyle fasılasızdı ki doğa kanunundan farksızmışçasına bahsediliyordu. Medeniyetin doğusundan beri "ademoğlunu" adem ve oğulları olarak, dünyayı da onların dünyası olarak kanıksadık.
Tek bir cinsiyetin insana ait tüm uğraşları tekeline alması, bunları "erkek işi" olarak adlandırması ve bu işlerin idaresini de aynı şekilde yürütmesi "androsentrik kültür" deyişi ile kastedilen şeydir.
"Modern kadın" bir iç çatışma ve gerilim olarak annelik-cinsellik zıtlaşmasını yaşarken, erkek bu tür bir iç çatışma yaşamıyor; erkek olarak yaptığı "norm-dışı" işler hiçbir "cezalandırılma" ile karşılaşmadan onlara bir konumdan diğerine kolayca geçebilirlik olanağı sunuyor.
Birileri (kurucu irade adına konuşan erkekler) sürekli konuşuyor; kadınlar için doğruları ve yanlışları tanımlıyor. "Doğru kadınlık"ın ne olması gerektiği hakkında otorite konumundan konuşabilme -yani özne olma- zaten bu eril iktidar konumunun göstereni değil mi?