Uyumsuz deneyimin intihardan ne denli uzaklaştığı burada görülüyor. İntiharın başkaldırıdan sonra geldiği sanılabilir. Ama yanlış olarak. Çünkü intihar başkaldırının
mantıksal sonucu değildir. İçerdiği boyun eğiş dolayısıyla onun tam tersidir. İntihar, sıçrama gibi, en son noktasına götürülmüş kabullenmedir. Her şey tükenmiştir, insan temel tarihine geri döner. Geleceğini, biricik ve korkunç geleceğini fark eder ve ona doğru atılır. İntihar uyumsuzu kendince çözer. Onu da aynı ölüme sürükler. Ama biliyorum ki sürüp gitmek için uyumsuzun çözüme varmaması gerekir. Ayn zamanda hem bilinç hem de ölümün yadsınması olduğu ölçüde intihardan sıyrılır. İdamlığın son düşüncesinin en ucunda, her şeye karşın birkaç metre
ötede, baş döndürücü düşüşünün kıyısında gördüğü su kundura bağıdır. İntihar edenin tam karşıtıdır idamlık.
Bu düşüncelerin derin akrabalıklarını sezmemek elde mi? Umudu dışarıda bırakan, ayrıcalıklı bir nokta çevresinde toplandıklarını görmemek elde mi? Ya her şey bana açıklansın istiyorum ya da hiç. Ama yüreğin bu çığlığı karşısında us güçsüzdür. Ruh bu gereksinimle arıyor, çelişkilerden, saçmalamalardan başka bir şey bulamıyor. Anlamadığımın dayandığı bir şey yok. Dünya bu usa aykırılıklarla dolu. Anlamını kavrayamadığım bu dünya gerçekte uçsuz bucaksız bir usa aykırılıktan başka bir şey değil. Bir kez olsun "işte bu açık" diyebilsek her şey kurtulmuş olur.
Varoluşum konusunda vardığım bu kesinlikle, bu güven vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur hiçbir zaman dolmayacak. Kendi kendime yabancı kalacağım hep.