kurgu°xārici qırā^et, tilâvet, müţāla`a, tetebbu|| ayrukca ve me`an insân ve lisân havlinde mebâhıiš || dâstânî ve rivaayî için 1000kitap.com/asdfg_1 |
x.com/kayipmedeniyet
Teoman Duralı hoca, Cumhuriyetin kuruluşunda İslam düşmanlığının yanında Türk düşmanlığının da sezilebildiğini anlatıyor:
“1920lerde olağanüstü bir değişim, görülmemiş bir dönüşüm söz konusuydu. Osmanlının bin yıla yakın geçmişinde oluşmuş bir kadro geleneği vardı. Bu kadro geleneği, önceki Türk devletlerinden gelen bir havadır. (…)
Cumhuriyet kuruluşunda bu kadrolar önemli ölçüde lâğvedilir. İslâm düşmanlığının yanında adeta bir Türk düşmanlığı da sezilebilir. Bu bilinçli mi, bilinçsiz mi, bir şey söyleyemem, fakat ortada böyle bir durum söz konusu.
Cumhuriyetle birlikte yeni kadrolar yetiştirilmeye başlanıyor. Bu kadrolar, eskilerdeki olduğu üzere, Müslümanlığa dayalı değildir. Müslümanlıkla dopdolu bir kültürden koparılmış bir kadrolaşma hâdisesi karşımıza çıkıyor.
Bunun için bütün orta ve yükseköğretim kurumları baştan ayağa değiştiriliyor. İlk tırpan yiyen de, Türkiyenin ilk ve en eski yükseköğretim kurumu İstanbul Üniversitesidir. Darulfünundan İstanbul Üniversitesine dönüşüyor ve adam bulamadıklarından, öğretim kadrosunu sağlayamadıklarından, Almanyadan hoca getiriyorlar. İnsancıllığımızdan, onu bunu, yani Yahudileri Nazi zulmünden kurtarma derdinden değil, sırf o boşluğu kapatacak insanlara ihtiyaç duyulduğundan. Alabildiğine Yeniçağ Avrupa kafası pompalanmaya başlanıyor. (…)
Bu kadrolar nasıl yetişecekti? Din olmadığına göre, dinin yerine geçecek bir anlayışın yerleştirilmesi gerekiyordu. Hayata uygun olmayan felsefe-bilimi, hayata uygulamaya kalktığınızda çok büyük arızalar ortaya çıkıyor. Çok kısa bir biçimde söyleyecek olursam, hayata uygulanan felsefe, ideolojidir.
Mustafa Kemal döneminin en büyük derdi, ideolojisizlikti. Felsefe-bilim meydana getirecek insanımız yoktu. Bunun sonucunda da herhangi bir ideoloji yapılanması