AslıM

AslıM
@aselke
Aklım belli noktalara demir atmıştı.Ama'nın saltanatına,sınıfına,körleştirilmiş yoksullara,doymak bilmeyen canavarlara. Gençliğin güzellikle ihtiyarlığın kaçınılması gereken bir çirkinlikle özdeşleştiğini öğrenmemiş miydik edebiyat atalarımızdan? Denize dönüyorum yeniden,zaman yok,kelime yok,düşünce,inanç hiçbir şey yok,bütün ağırlıklar kalkıyor,sadece ahenk kalıyor geriye. Şehir,insanı kendine benzetiyor,en çok da sıkışmış trafiğine. Aklımız dev alışveriş merkezleri gibi. Kafamızın içinde her gün yenisi türeyen bilgiler. Bir süre sonra içinde yaşadığı plazalar gibi, kenefler gibi düşunmeye başlıyor insan. Şu deniz gibi düşünebilmek istiyorum. Bazen de deniz üstünde dağılan bir bulut gibi düşünememeyi. Buradayız diye tamamen rahatta mıyız, emin değilim. Şu üstüne beton dökülmüş koca bir tarihin üstünde oturduğumuz için kendimi suçlu hissediyorum. Anıların susma hakkı korunmalıydı.
Reklam
... ama dünyada hiçbir şey çaresizliği, yitirilen yaşama gücünü, yaşarken ölü olmayı bu hareketsizlik kadar, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında böyle kımıldamadan, duygusuzca oturmak kadar, ayağa kalkamayacak ve birkaç adım atıp sığınacağı damın altına gidememe derecesinde yorgun olmak kadar, kendi varlığına böyle kayıtsız kalmak kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemezdi. Hiçbir heykeltıraş, hiçbir şair, ne Michelangelo ne de Dante, nihai çaresizliği, dünyadaki nihai sefaleti, yağmurda sırılsıklam olan, tek bir hareketle kendini korumaya alamayan, gayretsiz, yorgun görünen bu canlı insan kadar çarpıcı bir şekilde hissettiremezdi.
"Akıllık çoğunluğa bakılarak ölçülmez" "Güncene,"Özgürlük,iki kere iki dört eder diyebilmektir"diye yazdığını anımsıyor musun?
Bizler şanslı olanlarız. Onlara, öğretmenleri olacak bu güzel, harika, mükemmel çocuğa sahip oldukları için ne kadar şanslı olduklarını hatırlatın. Bunu başaracaklar. Tıpkı sizin gibi. Tıpkı bizden öncekilerin yaptığı gibi. Geçenlerde otizm kelimesinin bir tanımına rastladım. Alışık olduğum klinik tanımdan farklıydı. Otizmin Maori dilindeki karşılığı takiwatanga imiş. Anlamı, "Kendi zamanında ve mekânında" Bu kelimeye bayıldım. Cooper. Ben. Ailem. Hepimiz kendi zaman ve meká nımızda otizmin içine yerleştik. Eskiden sonsuzluktan korkardım. Artık korkmuyorum. Şimdi minnettarım. Çünkü oğlumla birlikte sonsuza dek yaşayacağım.
"Ama... Geleneğimiz böyle prensesimiz." "Gelenek?" "Aynı sözcüğü tekrar edip duruyorlar," diye geçirdi aklından prenses. Neden böyle olmasını istediklerini açıklayamadıklan zaman "gelenek" diyorlardı. "Gelenek yalnızca bir sözcük, dedi prenses, "Merdiveni uzatmayışınızın makul bir açıklaması var mı?" 🩷 "Evet, prens beni öptü," dedi prenses; "Beni iznim olmadan öptüğü için de onu cezalandırmalısınız. Beni değil! Bana bu saygısızlığı yapan biriyle evlenmek kendime saygısızlık olur. Evlenmeyi düşünmediğim gibi, bu prensle evlenmeyi hiç düşünmüyorum!" "Problemi çıkaran hep ben gibi görünüyorum, çünkü bütün planlarını benim neyi isteyeceğimi, nasıl davranacağımı biliyor gibi yapmışlar," diye düşündü prenses. "Halbuki tek yaptığım, doğuştan getirdiğim hareket etme hakkımı savunmak! Beni doğal hakkımı savunmaya mecbur bırakıyorlar sürekli... Beni, haklarımı savunmaya mecbur bırakıyorlar. Demek ki sorun onlarda." "Size bir sır vereceğim kırmızı başlıklı Prenses A. Masallarda neden iyi kalpli kraliçeler yok, biliyor musunuz? Neden prensesler sarı saçlı, iyi huylu, güzel, nazikler de kraliçeler siyah saçlı, kötü kalpli ve sevimsiz? Mesele saçın rengi değil Prenses A, sarı saçlar da siyah saçlar da güzeldir oysa. Uzun boylar, kısa boylar; beyaz tenler, esmer tenler; hepsi güzeldir. Masalları bize anlatanlar gerçeği nasıl anlatacaklarını bilmiyorlar sadece;renkleri iyi ve kötü şeylermiş gibi göstermekte buluyorlar yolu.Her renk güzeldir oysa.Siyah da çok güzel bir renktir,biliesiniz;Pamuk Prenses'in de saçları siyahtır,teni de esmer olabilirdi pekâlâ.Mesele renk değil."
Reklam