"Yavuz delirdi abi" diyor Sunay telefonda. Balıklı Rum Hastanesi'nde Yavuz'u ziyaretteyiz. Durgun ama her zamanki gibi güleç. İçerki
koguştan başka bir arkadaşımız da çıkıyor, klavyeci. Zırt pırt intihara
teşebbüs ettiğini duyuyoruz onun da, herhalde yine aynı konudan burada. Yavuz biraz hayal dünyasında gibi, yine de sohbet ediyoruz onunla, hastalıktan hiç bahsetmiyoruz, hatta biraz şamata bile yapıyoruz.
Sonra onu hastanede bırakıp, dönüyoruz Taksim'e.
Yavuz hastaneden çıkmış, benim Büyükparmakkapı'daki
evimdeyiz. Hiperaktif bir çocuk gibi, konudan konuya atlıyor, takip
edemiyoruz onu. Çok hızlı bizden. Eline gitarı alıyor, bir şarkı çalıp,
bizden ona vokal yapmamızı istiyor, hiç havamızda değiliz ama Yavuz ne dese yapıyoruz, Yavuz eğleniyor, bağıra çağıra söylüyor şarkıyı. Ben Tercan'ın suratına bakıyorum, üzgün ve şaşkın bir suratla Yavuz'a eşlik etmeye çalışıyor. Onu mutlu etmeye çalışıyoruz işte.
Çaldığımız bir "Eagles" şarkısı. Yavuz'un bayıldığı grup. Sonra bana
sevgili olmayı düşündüğü birkaç kızdan bahsediyor. Bu ruh halini
kendimden biliyorum: "Herhangi bir kızla kurtuluş planı!" Çok kötü
hissediyor olmalı. Daha sonra bana birçok şey arasında bağlantı olduğundan bahsediyor. Küçük bir defter çıkarıyor, bahsettiği bağlantıları not almış, bana sayıyor. Saçma sapan bağlantılar bahsettiği. O bunlara inanıyor, heyecanla anlatıyor da anlatıyor. İşte o zaman tam emin oluyorum halinden. "Gitti güzelim çocuk" diye düşünüyorum. İçim acıyor.